YAZARLAR

Evrende yalnız mıyız?

Amerika’nın, Türk halkına moral vermek için yarattığı bir karakter var: Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump.

“Türkiye’de olan bitenleri anlama kursu” diye bir kurs olsa, koşarak giderim.

Hiç anlam veremediğim bir şeye anlam vermeye çalışırken, ondan çok daha anlamsız başka bir şey oluyor. Ona da anlam veremiyorum. Sonra, benden çok daha akıllı ve anlam verme konusunda tecrübeli birilerine soruyorum. Bana “Biz de hiç anlamadık!” diyorlar.

Anlamaya çalışma mücadelesi sürerken kurulan cümlelerin içinde en az bir kere, “Amerika’nın oyunları” geçiyor. Evet, Amerika’nın bir sürü oyunları ve gülen koyunları var. Bunu artık iyice biliyoruz.

Şimdi, bilmediğiniz bir şey söyleyeyim...

Amerika’nın, Türk halkına moral vermek için yarattığı bir karakter var: Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump. Onun söylediklerine ve yaptıklarına bakıp Amerika’nın bize “Saçma kişiler ve olaylar sadece sizin ülkenizde olmuyor, bakın bizde de var.” dediğini duyar gibi olmalıyız.

Bu adam çoğu zaman bilerek konuşmuyor, kadınları aşağılıyor, kendi gibi düşünmeyenler ölsün istiyor, beğenmediğine haddini bildiriyor, azınlıkları sevmiyor, yabancıları sevmiyor, Meksika sınırına kocaman bir duvar öreceğini söylüyor, küresel ısınmayı bir “hava durumu sorunu” olarak görüyor, işkenceyi savunuyor, silah seviyor, “teröristlerin aileleri de öldürülsün” diyor, kendisi konuşma yaparken ağlayan bebeği salondan kovuyor filan.

Tanıdık geldi mi?

Trump’ın son 1 yılda sadece Twitter üzerinden hakaret ettiği tam 258 kişi, kurum, kuruluş (ve bir tane de şarkı) var.

Tanıdık geldi mi?

Aynı Trump, yıllar önce tüm dünyanın şahitliğinde kocası tarafından aldatılan Hillary Clinton için, “Kocasını memnun edemeyen bir kişi, ülkesini memnun etmeyi nasıl düşünebilir?” dedi.

Haklı. Bir adam karısını aldattıysa, kadın onu memnun edemediği için aldatmıştır. Başka bir sebep olabilir mi? Olamaz. Hillary Hanım, elinin hamuruyla senatör olacağım diye uğraşacağına, adama bir çorba yapsaydı.

Tanıdık geldi mi?

Donald Trump’a büyük haksızlık yapıldığını ve bütün bunların paralelcilerin oyunu olduğunu düşündüğüm için, birkaç Trump basın toplantısı izledim.

Erkek gazeteci soru sorarken, normal dinliyor. Kadın gazeteci soru sormaya başladığı an, yüzünde limon yiyen insan ifadesi oluşuyor. Kadınların sorusu bitmeden ya pat diye konuşmaya başlıyor, ya söz kesiyor, ya göz deviriyor.

Böyle olunca, Amerikalı kadınlar da durur mu? “Seni başkan yaptırmayacağız!” dediler buna. Anketlerdeki kadın oyları düştükçe düştü.

Sonrası çok heyecanlı...

Trump, kadın oylarını yükseltmek için, 15 gün önce, seçim kampanyası yöneticisini değiştirdi. Bir erkek gitti, yerine tecrübeli stratejist Kellyanne Conway Hanım geldi.

Geldiği andan itibaren, Trump’ın birtakım gaflarını (tıpkı, çocuğu saçmaladığında, bir annenin komşu amcaya yaptığı açıklamalar gibi) düzeltmeye başladı.

“Aslında öyle demek istemedi gazeteci amcası. Kadınlar evde oturmalı derken, hani işten çıkınca yorgun oluyorlar ya, eve geldiklerinde biraz otursunlar, dinlensinler anlamında şey etti...” dedi.

Sonra, Kellyanne Hanım’ın, 2013 yılında PBS kanalında katıldığı bir tartışma programının görüntüleri çıktı ortaya. Kadınların orduya katılması, askerlik eğitimi gibi bir konu konuşuluyor ve kendisi tam olarak şöyle diyor:

“Fiziksel olarak erkeklerle eşit olsaydık; zihinsel, duygusal, profesyonel olarak değil ama fiziksel olarak erkekler kadar güçlü olsaydık, tecavüz diye bir şey olmazdı... O zaman kendinizi savunup tecavüzcüyü engelleyebilirdiniz.”

Tecavüzün sebebini, erkek gibi olamayan kadınlara bağlayan, sadece kadınların tecavüze uğradığını düşünen, kadını suçlayan kadın, bir başkan adayı için kadınlardan oy toplamaya çalışıyor.

İşte bütün bunları görünce “Evrende yalnız değiliz. Başka ülkelerde de çok acayip şeyler oluyor.” diye düşünüyorum. Sonra bizim buralarda, öyle bir olay patlıyor ki, artık hiçbir anlam aramıyorum, bulamıyorum.


Reyya Advan Kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. 13 yıl, İstanbul’da çeşitli uluslararası reklam ajanslarında, reklam yazarlığı yaptı. Çocuk hikâyeleri ve masallar yazdı. İstanbul’un trafiğine ve nem oranına daha fazla dayanamayarak, Ankara’ya geri döndü. 2009’da, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Reklamcılık, yazarlık, sunum teknikleri gibi alanlarda dersler veriyor. Kurbağalara olan abartılı ilgisi dışında, normal bir insan.