Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

NATO'ya inanıyoruz, CENTO'ya bağlıyız

Çarşamba, 20 Temmuz, 2016
Türkiye’de, 15 Temmuz’daki darbe girişiminde darbecilerin TRT’den okuttuğu bildiride AB’nin adı yok ama NATO’nun var. 27 Mayıs bildirisinde de, “NATO’ya inanıyoruz” denilmişti.

 

Darbe nasıl yapılır bilmem. Neyi eksik, neyi fazla yapmışlar, ne mantıklı ne mantıksızmış anlamam zor, bilmeyince.

Bu darbe denilen kötülüğün daha önce yapılmışları var. Bunların yaptıkları, daha önce yapılanlara benziyor. Hepsi kanlı, hepsi vahşi, hepsi bir sürü laf söylemiş.

 

Bildiğim bir şeyi yapayım, laflara bakayım dedim. 1960, 1971 ve 1980 darbe bildirileriyle bu seferki (Allah’tan) başarısız darbecilerin bildirilerin bir karşılaştırmaya giriştim.

Ne çıkarsa bahtıma…

EN GEVEZE BİLDİRİ: 15 TEMMUZ
Bu seferki darbe bildirisi, tartışmasız en geveze bildiri. 461 kelime var, “imza” hariç. Bu kadar dil dökmenin bir sebebi olmalı… Örneğin, 12 Eylül bildirisi 292 kelimeden ibaret.

27 Mayıs bildirisi aslen 192 kelime; sunuş ve bir tekrarla birlikte 236 kelimeye ulaşıyor.

12 Mart muhtırası ise 121 kelime. Kestirip atıyorlar yani, doğaları gereği.

 

(Yakından bakmayacağım 28 Şubat MGK bildirisi 568 kelimeydi. 27 Nisan muhtırası ise 594 kelime; fakat bu iki metne ilişmeyeceğim. Bunlardan ilki “MGK bildirisi” formatında olduğu için, ikincisi de bir fiili kalkışmayla birlikte gelmediği için. Kalkışmayla gelse o kadar dil dökmezlerdi muhtemelen. İlişmeyeceğim diye onları “iyi şeyler” arasında saydığım filan sanılacaksa devamı okunmasa da olur.)

 

DİKKAT DİKKAT! MUHTEREM VATANDAŞLAR…

*

27 Mayıs 1960.

Radyodan “Dikkat dikkat muhterem vatandaşlar” diye başlayan anons, bir tür reklam ifadesiyle (güvendiğiniz silahlı kuvvetler…) sürer.

Bu bildiri “demokrasi buhranı” kavramı üstüne oturur; maksat “kardeş kavgasına meydan vermemek”tir. Tabii ortada öyle bir kavga yoktur ama işte zaten maksat da “meydan vermemek” ya…

Bildiri, partilerin uzlaşmazlığına işaret edip, partiler üstü bir idarenin nezaret ve hakemliğinden dem vurur. Kendine yakıştırdığı görev budur. Daha sonraki bildiriler “partiler”den üstün TSK vehmini daha kuvvetle vurgulayacak, siyaset kurumunu daha ağır itham edecektir. “Hiçbir şahsa ve zümreye” karşı olmama vurgusu yapılırken, bölücülük, irtica, terör gibi kavramlar henüz ortalıkta yoktur. “Kanunlar ve hukuk prensipleri esasları” gibi ifadelerle hukuka saygı vurgusu yapılırken, “Bütün vatandaşların” tartışmasız “aynı milletin aynı soydan gelmiş evlatları” olduğu fikrinin itibar göreceği umulmuştur. “Hiçbir ve zümreye…” karşı olmayan, “partilerin uzlaşmazlığı”nı öne süren ve “partiler üstü” davranan cuntacılar, Adnan Menderes ve partili arkadaşlarını asarak, “şahsi” davranmadıklarını dosta düşmana kanıtlamış olduklarını düşündüler herhalde… Kim bilir?


PARAYA YAZILACAK AFORİZMA

27 Mayıs bildirisinin en ilginç ve önemli kısmı, “dünya”ya seslendiği yerdir. “Komşular ve bütün dünya”ya seslenerek, “BM Anayasası’na” ve “insan hakları prensiplerine” uyma gayesi dile getirilir. Fakat bu cümle bildirinin ana kipinde değildir; dir’lı dır’lı giden bildiri insan hakları lafına gelince birden di’li geçmiş zamana sıçrar. “Gayemiz… riayetti.” Riayetti ama edemedik ne yapalım dercesine. Yine bölümde “Büyük Atatürk” sözüyle Kemalizm vurgusu yapılırken, 15 Temmuz’cuların seçtiği ismin kaynağı olan vecize tekrar edilir. Ve tek nefeste üç söz verilir: Bütün ittifak ve taahhütlerimize sadıkız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. CENTO’ya bağlıyız.”

Bildiriye bir bütün olarak bakınca, Türkiye dışındaki güçlere ve ittifaklara yönelik sözlerin, vatandaşlara yönelik sözlerden daha vurgulu olduğunu öne sürebiliriz. “Büyük Atatürk”ten söz edilse bile ona inanıldığı ya da bağlı olunduğu söylenme ihtiyacı duyulmuyor; “inanç” NATO için söze dökülüyor. Hani para basıp üstüne yazabilirlermiş: “NATO’ya inanıyoruz (ve bağlıyız)” Allah’a ya da Tanrı’ya değil, Büyük Atatürk ya da Ulu Önder’e değil, NATO’ya inanıyoruz.

 

İNSAN HAKLARI Dİ’Lİ GEÇMİŞ ZAMANDA

 

CENTO, şimdilerde yerinde yerler esiyor görünen bir kuruluş. Neydi CENTO? Sovyetlere karşı bir “Müslüman NATO’su” desek ileri mi gitmiş oluruz? Ya da “yeşil kuşak” projesinin ilk somut adımı? Ya da belki oğul Bush döneminde Amerikalıların çok üstünde durdukları önce “Büyük” veya “Genişletişmiş Ortadoğu Projesi”nin atası? Sorularda isabet bulunamasa bile 27 Mayıs cuntasının “dış ittifaklar”a, içerdeki yurttaşlardan daha özenle taahhütlerde bulunmaları dikkate değer. Vatandaşlara “şahsi emniyet” sözü verilse bile, “insan hakları” di’li geçmiş zamana ait bir “gaye”dir; istediydik de olmadı be gülüm…

Bildiride devletin, milletin, cumhuriyetin tehdit altında olmasından filan söz edilmez; “partilerin içinde düştüğü uzlaşmaz durum”dur dert. İki parti varken, bir parti hayli güçlü, diğeri rakibine göre hayli cılızken, güçlü partinin hukuksuzluğundan filan da bahsedilmez. Açıkça söylemese de güçlü partiden rahatsızdır cuntacılar ve zayıf partiden de umutsuzdur. Ama fazla ipucu vermezler, verdikleri tek kesin şey NATO’ya inanç ve bağlılık, CENTO’ya bağlılık, BM Anayasası’na uyma gayesidir…

 

(27 Mayıs bildirisinin tam metni aşağıda, birinci sırada)

*

OLAĞAN SUÇLU: PARTİLER

12 Mart muhtırası, cumhurbaşkanına verilen bir mektup olarak, millete, halka ya da ulusa filan seslenmez; radyodan okunsa da…

Bu sefer “hedef” geniştir; partilerin uzlaşmazlığından ve kardeş kavgası tehlikesinden dem vurmakla yetinen ağabeylerinin aksine bu cuntacılar “Meclis”i ve “hükümet”i “anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar” içine sokmakla itham ederler. Atatürk’ün hedef verdiği uygarlık seviyesi ümidinin yitirilmesi, reformların yapılamaması bahane edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği” ağır bir tehlike içinde görülmüştür. Hedef “geniş”tir, “partiler” suçludur filan… Başbakan hakkında tek kelime etmemek bu muhtıranın özü. Süleyman Demirel ve Adalet Partisi değil de “bütün partiler”in suçlanması, 27 Mayıs’takine benziyor. Fakat 27 Mayıs’ta “şahsi algılanmasın” babından dil dökme daha belirgindi, burada önemsenmemiş mesele…

Kurulacak meclis, “Silahlı Kuvvetleri’nin” üzüntü ve ümitsizliğini gidermekle görevli olacaktır. Bu meclisin “demokratik kurallar içinde teşkili” kısmı cuntacıların ironi kabiliyetlerini tartışamayacağımız yer olabilir. Meclis “partiler üstü” olacak, “Atatürkçü görüş” ve “inkılap kanunları”nı uygulayacaktır. 27 Mayıs’ta kendisi partiler üstü olan TSK, bu sefer bu payeyi kurulacak meclise devretmiştir. Demek ki partiler üstünün üstüne çıkmayı bir borç bilmiştir.  “Dedikleri yapılmazsa, idareyi doğrudan üstüne almaya kararlı”dır…

 

(12 Mart muhtırasının tam metni aşağıda, ikinci sırada)

EMİR KOMUTA

*

Gelelim en başarılı darbeye, en büyüğüne; 12 Eylül 1980’e. “Emir ve komuta zinciri”nde hiçbir aksama olmayan mükemmel bir şiddet aygıtı işletmiştir 12 Eylül cuntacıları.

“Yüce Türk Milleti” diye başlar bu cuntacı metni. İlk cümleye “Büyük Atatürk”le girer; emanet iç ve dış düşmanların tahriki ile “fikri ve fiziki” saldırı altındadır. Devlet işlemiyordur. Kurumlar “tezat ve suskunluk” içindedir. Ve elbette “siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumları”yla yine hedeftedir.

 

Kenan Evren ne sempatik çizilmiş değil mi?

“İrticai ve  diğer sapık ideolojik fikirler”in sistemli ve haince nüfuzu sonucunda “iç harbin eşiği”ne gelinmiştir. Devlet güçsüzdür, acizdir.

Amaç, bütünlük, birlik, beraberlik, iç savaş ve kardeş kavgasını önlemek, otorite tesisi ve elbette bugün olsa Zaytung’dan alınmış sanılacak gibi duran şu şahane ironiyle ifade edildiği gibi: “demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.”

Dır’lı dur”lu giden bu bildiri finalde şahsileşir, vatandaşların, “televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenmelerini beklerim.” Bekleyen, Kenan Evren’dir. Bu bildiride, 27 Mayıs’taki gibi taahhütler yoktur; her iş bizzat görülecektir. Amaç devletin ve rejimin yeniden kurulmasıdır. Yine bu bildiri 27 Mayıs’tan farklı olarak, BM’yi, “komşuları”, NATO’yu filan hiç anmaz. Onları ikna etme gibi bir dert içinde değildir. Niçin acaba? Daha sonra “kardeş kurtarıcı” olarak Kenan Evren kadar televizyonlarda görülen Pakistan darbecisi Ziya Ül Hak’la ilişkiler, CENTO-BOP-GOP filan bağlılığı söyleme ihtiyacı duymadığından olabilir mi? Hani kimi söyler, kimi de söylemez yapar. NATO? Kenan Evren Genelkurmay Başkanı olurken NATO Genel Sekreteri Haig de törende değil miydi zaten? Zaten paşamız darbesini yaptıktan sonra NATO’nun güçlenmesi için Yunanistan’ın askeri kanada dönüşünü bizzat artık elçi olan Haig paşaya vermedi mi?

Elbette, Kenan Paşa’nın “Aziz millet” ve “yüce millet” seslenişine ayağa fırlayıp, “Burda paşam!” diye alkış tutanlar, paşa mahkemeye götürülerken de “Demokrasinin gereği, oh olsun” diye ayağa kalkıp alkış tutanlarla aynıydı ya çoğunlukla ya neyse…

(12 Eylül bildirisinin tam metni aşağıda, üçüncü sırada)

VATANDAŞLARIN DEĞERİ

*

Gelelim 15 Temmuz’a…

“Türkiye cumhuriyetinin değerli vatandaşları” diye başladı bu metin. 27 Mayıs’ın “muhterem”nin yerine “değerli”ye geçilmişti artık. 12 Eylül gibi “Aziz” ve “yüce” bir millete seslenmediler 15 Temmuz cuntacıları? Basit ve varsayımsal bir saygı hitabından aşırı sonuç çıkarmak doğru olmasa bile, bir “yüce” millete inanmadıklarından olabilir mi? “Değerli vatandaşlar”dan dem vururken, “değersiz” vatandaşlar diye bir kategori de düşünmüş olabilirler mi? Muhtemel ki önlerine çıkanlara ateş ettiler. İnsan hiç “değerli”sine ateş eder mi?

*

Bu cuntacılar, öncekilerin aksine “siyaset kurumu”nu topyekün hedef almıyorlar metinlerinde; 27 Mayıs’çıların yaptığı gibi “bir kişi ve zümreye karşı olmadıkları” inancını vermekle de uğraşmıyorlar. Açıkça “cumhurbaşkanı”nı ve “hükümet”i hedef alıyorlar çünkü. “Gaflet ve dalalet ve hatta hıynet” içerisinde görüyorlar cumhurbaşkanının ve hükümet yetkililerini. Önceki üç bildirinin aksine çok dil var bu metinde ve isminden başlayarak Kemalist ima, ifade ve terimlere bol bol başvuruluyor. “Gençliğe hitabeyi okuduk da geldik” havası hakim metne.

Metindeki “Kemalist” atıfların bolluğu kadar bir bolluk daha var: İnsan hakları söylemi, hukuk devleti terminolojisi… Hem Kemalist olduklarına hem de “insan hakları” alemine bağlı olduklarına inandırma çabası, bildiriyi diğer darbe bildirilerinin iki katı uzunluğa taşıyor.

(İroni eksik olur mu hiç?  “…devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizan edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiş”tir. Darbe bir görev değil mi?)

Kemalist söylem, hukuk devleti ve insan hakları söylemleri, Erdoğan karşıtlığının tüm retoriklerini kullanma çabasıyla harmanlanmış: Sistematik hak-hukuk ihlalleri, “uluslararası ortamda hak ettiği itibar”ın yitirilmesi, evrensel temel insan hakları, korku, otokrasi, yolsuzluk, hırsızlık, terörle etkin mücadele etmemek ve bunun güvenlik görevlilerinin hayatına mal olması, meşruiyetin kaybeden iktidar…


27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A

Bu retoriğin orta yerinde, 27 Mayıs’çıların “inanç”ı hortluyor üç darbe sonra:

“Yurtta sulh konseyi BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır.” 27 Mayıs’çılar kadar doğrudan ve dobra değil ama net ve hatasız bir cümle. (Darbe metinleri, devlet metinlerinin çoğu gibi Türkçe açısından biraz kıt ve sorunlu. Burada çok cümle kurulduğu, çok dil döküldüğü için kıtlık daha bariz, sorunlar daha çok)

Net ve hatasız cümlede AB zikredilmiyor ama tıpkı 27 Mayıs gibi BM ve NATO zikrediliyor! “CENTO” yoksa da bildirini diğer yerlerindeki “hak edilmiş uluslararası itibar” vurgusu içinde BM-NATO öncülüğündeki tüm işlere tuz alıp koşulacağını akla getirmek istediklerini öne sürebiliriz. Üstelik “BM”ye 27 Mayıs’ta yapıldığı gibi “Anayasa”lı bir vurgu da yok; sanki NATO’nun önünde kamuflaj olsun diye konulmuş gibi… Erdoğan’ın sık sık çattığı AB yokken yine sık sık çattığı BM’nin varlığı bir de belki merkezinin ABD’de olmasıyla bağlantılıdır, kim bilir?

Bildirideki “üniter devlet yapısı” vurgusu, Erdoğan’ın ve hükümetlerinin “teröre karşı” hatalı tutumlarına ilişkin vurguya ulanıyor esasen: Bildiri diyor ki: NATO’ya selam. İnsan hakları söylemine selam. Hukuk devleti söylemine selam. Mülkiyete selam. Kürtleri fena döveceğiz. Erdoğan’ı zaten bitirdik ya…

Bildirin ilginç yanlarından biri, Erdoğan’ın Batılı gözlerin de paylaştığı “kusur”ları bir bir sıralanırken, Kemalist kafa ve yürekler etkilenmeye çalışılırken, din mevzuuna sadece “laik” vurgusuyla girilmesi ve bir yerde “mezhep” ifadesiyle (Türkiye’deki Aleviler kast ediliyor gibi, ama Ortadoğu’daki Sünni-Şii çatışmasına atıf da düşünülebilir) işin geçiştirilmesi…

Tabbi “demokrasinin önündeki engelleri kaldırma” ironisi burada da var.

(15 Temmuz bildirisinin tam metni aşağıda, son sırada…)

Ama galiba bildirinin en ilginç yanı, 27 Mayıs’taki NATO vurgusunun yeniden zuhuru… Kerry acaba “NATO” derken bu cümleyi biliyor muydu? Biri AB’lilere “Biliyor musunuz, bildiride sizin adınız yoktu” demiş midir?

Ne bileyim ben? Adımız Hıdır, elimizden gelen budur.

*

27 Mayıs darbe bildirisi

27 Mayıs 1960’ta radyolardan okunan darbe bildirisinin tam metnidir:

Dikkat…. Dikkat… Muhterem vatandaşlar,

Radyolarınızın başına geçiniz. Güvendiğiniz silahlı kuvvetlerinizin sesi bir dakika sonra sizlere hitap edecektir.

“Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini eline almıştır.

Bu harekete Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyete müteallik tecavüzkar bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun, her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde, aynı milletin aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetlerine sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsi emniyetleri kanun teminatı altındadır.

Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamıyla riayetti. Büyük Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sağdıkız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. CENTO’ya bağlıyız.

Tekrar ediyoruz:

Düşüncelerimiz, yurtta sulh, cihanda sulhtur. Türkiye dahilinde bütün garnizonlardaki garnizon komutanları o yerin mülki ve askeri idaresine el koyacaklar ve vatandaşların her hususta emniyetini sağlayacaklardır.

*

12 Mart muhtırası

12 Mart muhtırasının tam metnidir

Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri’nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize…

 

*

12 Eylül bildirisinin tam metni

12 Eylül 1980 darbesinin 1 No’lu bildirisidir:

Yüce Türk Milleti;

Büyük Atatürk’ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bu bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile, varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir.

Devlet, başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. Böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini alabildiğine arttırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşürülmüştür.

Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.

Aziz Türk Milleti:

İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

Girişilen harekatın amacı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.

Parlamento ve Hükümet feshedilmiştir. Parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır.

Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.

Yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır.

Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05’den itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konulmuştur.

Bu kollama ve koruma harekâtı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13.00’deki Türkiye Radyoları ve Televizyonun haber bülteninde tarafımdan yapılacaktır. Vatandaşların sükûnet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenmelerini beklerim.

*

15 Temmuz darbe girişimi bildirisinin tam metni

15 Temmuz’da darbe yapmaya girişen cuntacıların TRT’den okuttukları bildirinin tam metnidir.

*

Türkiye cumhuriyetinin değerli vatandaşları,

Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.

Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Devletimiz; uluslararası ortamda hak ettiği itibarini yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı otokrasi ile yönetilen bir ülke haline getirilmiştir.

Siyasi idarenin aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur.

Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir.

Bu ahval ve şerait altında, yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden hareketle;

– vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek,

– cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek,

– hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak,

– milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek,

– terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak,

– temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak,

– laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek,

– devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak,

– uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur.

 

Devletin yönetimi teşkil edilen yurtta sulh konseyi tarafından deruhte edilecektir.

Yurtta sulh konseyi  BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır.

Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir.

Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.

İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir.

Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.

Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir.

Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakki, evrensel temel hak ve hürriyeti yurtta sulh konseyinin teminatı altındadır.

Yurtta sulh konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır.

Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı anayasal düzen tesis edilene kadar yurtta sulh konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır.

Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI