[Başlıksız]

Postmodern Coğrafyalar - Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi

Toplumsal bilimlerde“mekân”uzun süre tarihselciliğin gölgesinde kaldı. Düşünürler hep tarihsel olana, süreçlere odaklanıp mekânı yapay, ampirik düşünceye ve diyalektiğe aykırı görürken coğrafyacılar da kendi disiplinlerine saplanıp kaldılar.Postmodern Coğrafyalar’da Edward W. Soja, mekânın eleştirel teoride yeniden boy gösterme sürecini ele alarak, bu süreçteki tartışmaları gözler önüne seriyor. Foucault ve Lefebvre’den Giddens ve Castells’e dek yirminci yüzyılın pek çok düşünürünün coğrafya ve kent planlamasına bakışını inceleyen Soja, postmodern dönemin coğrafi veçhesine odaklanarak tarihi mutlaklaştırıp coğrafyayı geri plana iten yaklaşımların kapsamlı bir eleştirisini yapıyor ve eleştirel toplumsal teoriyi mekânı içerecek bir kapasiteyle donatıyor. Coğrafya disiplininin sınırlarını aşan bu çalışmasında Soja, Marksist coğrafyacıların mekân konusundaki eksiklerini irdelemenin yanı sıra toplumsal mekâna odaklanan kendi diyalektik düşüncesinin de temellerini atıyor. POSTMODERN COĞRAFYALAR - ELEŞTİREL TOPLUMSAL TEORİDE MEKANIN YENİDEN İLERİ SÜRÜLMESİ/EDWARD W. SOJA/SEL YAYINLARI

[Başlıksız]

Edebiyatta Kötünün Yeniden Doğuşu - Cehennem Azabı, Şeytan Ayinleri ve Sefahat Alemleri

Aydınlanma döneminde insanın “içindeki kötülük” formunu alan Şeytan, yeniden somutlaşıyor. Peter-André Alt’ın yedi ciltlik Kötünün Estetiği dizisinin dördüncü kitabı Edebiyatta Kötünün Yeniden Doğuşu: Cehennem Azabı, Şeytan Ayinleri ve Sefahat Alemleri’nde, sonsuz ceza fantazmasını kor ateşiyle harlayan cehennem tasvirlerinin yanı sıra 19. yüzyıl itibarıyla hem gerçeklikte hem edebiyatta kendini gösteren, metruk kiliselerde bilindik Hıristiyan tapınma biçimlerinin tersine çevrilmesiyle gerçekleştirilen satanistik ritüeller ile dindar ahlakın zıddı niteliğindeki sefahat alemleri ele alınıyor. Patrick Süskind’in Koku’sundaki cehennemî tekrar; Marquis de Sade’ın Justine ve Juliette’i ile Huysmans’ın Tersine’sinde konu edilen sapkınlık ayinleri kitabın temel motiflerini oluştururken; William Blake, Jean-Paul Sartre, Thomas Mann, Sacher-Masoch ve Oscar Wilde gibi düşünür, yazar ve şairlerin kuram ve eserleri üzerinden bir okuma yapılıyor. EDEBİYATTA KÖTÜNÜN YENİDEN DOĞUŞU - CEHENNEM AZABI,ŞEYTAN AYİNLERİ VE SEFAHAT ALEMLERİ/PETER ANDRE - ALT/SEL YAYINLARI

wonder woman

Wonder Woman - Yeni Dünya

Binlerce yıldır, Cennet Adası’nın Amazonları erkeklerin yıkımından uzakta, güçlü bir toplum kurmuşlardı. Ama içlerinden biri bu izole yaşamdan mutsuzdu: Diana, Amazonların Prensesi,adanın ötesinde çok daha büyük bir dünya olduğunu biliyor ve onu keşfetmek istiyordu; ancak korumacı annesi tarafından engelleniyordu. Diana kaçma fırsatını hayatında gördüğü ilk adam, Hava Kuvvetleri pilotu Steve Trevor ada sahiline çakıldığında buldu. Pilotun durumu kritikti ve Diana onun hayatını kurtarmak için çok uzun zamandır Amazonlara yasak olan Erkeklerin Dünyası’na adım attı. Amazonlar ise peşinden gelecek ve onu Cennet Adası’na zincirlere vurarak geri götüreceklerdi çünkü Diana onlara zulmeden dünyadan uzak durmayı emreden en eski kanunlarını çiğnediği için yargılanmalıydı. WONDER WOMAN YENİ DÜNYA/GRANT MORRISON - YANICK PAQUETTE/YKY

mavikurt

Mavi Kurtlar Kenti

Mavi Kurtlar Kenti’nde deniz mavi. Gök mavi. Korkular da mavi. Ya kurtlar? Onlar da... Günlerden bir gün kente kırmızı bir kurt gelir ve her şey değişir. Ödüllü İtalyan yazar ve çizer Marco Viale’nin öyküsü, ezberleri bozup okuru tüm renklere davet ediyor. MAVİ KURTLAR ÜLKESİ/MARCO VIALE/ ÇINAR YAYINLARI

memel

Melo

Balık Tarlası Sokağı insanları, çocukların balıklarla konuştuğu zamanları anlatır. Bizim çekingen Melo da bu zamanın öykülerini işiterek büyüdü. Hatta bir gün, o da bir balıkla göz göze gelmeyi başardı. Pıtır adını verdiği yüzgeçli dostuna anlatacak öyle çok şey vardı ki. Alınganlıklar, hayal kırıklıkları...Ancak Pıtır gelmez oldu. Denizde yolunda gitmeyen bir şeyler vardı ve kimse bunun farkında değildi. Derken Melo, yıllar önce savaştan kaçıp mahalleye göç etmiş Tisu Teyze’yle tanıştı. Aranan cesaret sohbetlerde, geçmişin öykülerinde ve bir tutam yaratıcılıkta gizliydi…Çocuk Edebiyatı yazarlarımızdan Ak, edebiyattaki 30. yılını selamladığı romanı Melo’da, yitirilen çevre bilinci ve katılımla kazanılan özgüven üzerine bir öykü anlatıyor. MELO/SEVİM AK/CAN ÇOCUK

PANGOLiN

Mandolin Çalan Pangolin

As’ın annesi ve babası şehirde iş bulunca, As artık onların yanına taşınabilecek ve okula başlayabilecekti. Ama nineyle dededen ayrılmak, hele ormandaki arkadaşlarıyla vedalaşmak çok zordu. Dostları Yavaş Hayvan ve Karınca Yiyen’in özlemiyle şehre taşınan As, okulla birlikte sirke gideceklerini duyduğunda, aklına hemen ormanda karşılaştığı hayvan kaçakçıları geldi. Ama bu istenmeyen sirk ziyareti sayesinde yeni, farklı bir arkadaşla daha tanışacağını bilemezdi! Can Göknil, üç öyküden oluşan dizisinde okurları, küçük bir çocuğun hayvanlarla kurduğu dostluk üzerinden farklılıklar, hoşgörü ve doğayı korumak üzerine düşünmeye davet ediyor. MANDOLİN ÇALAN PANGOLİN/CAN GÖKNİL/CAN ÇOCUK

berkunoya

Esneyen Boşluk

Berkun Oya’nın yıllardır beklenen metinleri "Esneyen Boşluk" adıyla nihayet kitaplaşıyor. Öyküler, gazete yazıları, tiyatro oyunları ve bir yazarlık jesti olarak “terk edilmiş bir roman”...Bu kitap yıllar içine dağılan metinlerin bir retrospektifi. Hepsinde ayrı bir dönem, hepsinde başka bir verim. Okunmayı, şerh edilmeyi bekliyor. Boşluk, önce kendini esnetiyor.“Sen artık benim içimde esneyen bir boşluksun, birbirimizi kandırmayalım, bitti, buraya kadar... İyi bak kendine, mevsim dönüyor, zibidi gibi çıkma sokağa, sıkı giyin, gece yarılarında abuk sabuk mesajlar atma insanlara, o saatte bir mesajla kalkıp gelenlere tüm hayatını ortaya serme, her sigaraya öpücük verme. İnsanlarla beni konuşma, elâlemin diline düşürme, ne kendini, ne beni."Soran olursa, hastaydı, uyuttuk dersin. Ben aşağı sokakta o kör kızın köpeğiyle dalaşmıştım hatırlıyor musun, geçen yaz, uzun uzun suratına bakmıştık hani kızın ikimiz de, köpeği de üstüme atlamıştı benim, çıkık çeneli, kumral bir kız, hatırladın mı? Bul o kızı, dinle beni, bir bildiğim var da söylüyorum, tanıyorum seni, iyi tanıyorum. Lafımı dinle, bul o kızı... Hadi, çıkıyorum ben bu evden artık, son kez, sensiz ve tasmasız, hakkını helal et, aç kapıyı.” ESNEYEN BOŞLUK/BERKUN OYA/EVEREST YAYINLARI

golding

Geçiş Ayinleri - Deniz Üçlemesi I

Vaftiz babasının torpiliyle yerleştirildiği resmi görevine başlamak üzere olan Edmund Talbot’u taşıyan savaş gemisinden bozma köhne yolcu gemisi,İngiltere’den Yeni Dünya’ya varmak üzere demir alır. Bir lord edasıyla güverteye adım atan genç adam bütün yolculuğu günlüğüne kaydeder. Gemiciler,askerler ve göçmenlerle dolu gemide daha ilk günden kaptanla iktidar mücadelesine giren küstah Talbot, su üzerindeki bu küçük dünyanın koşullarını kabullenmeye çalışırken beklenmedik olaylarla karşılaşacaktır. İngiliz sosyal ve sınıfsal yapısına has özelliklerin, güvertenin tümüne ve kamaralara sızdığı bu klostrofobik gemi, bir utanç tiyatrosuna sahne olacaktır.Deniz Üçlemesi’ninbirinci kitabı olan ve Nobelli yazar William Golding’e Booker Ödülü de kazandıran Geçiş Ayinleri, insanın karanlık yönlerini açığa çıkaran, doğruyla yanlışı alaşağı eden, kutsalı parodileştiren olağandışı bir kurgunun, yazarın edebi dehası ve dil işçiliğiyle yoğrulduğu, klasikleşmiş bir eser. GEÇİŞ AYİNLERİ - DENİZ ÜÇLEMESİ I/ WILLIAM GOLDING/SEL YAYINLARI

cnçck

Annemin Kelimeleri

“Annemin beyninde bir sorun olduğunu yüzüne bakıp da anlayamazdınız, ama ağzını açtığı anda işin rengi değişirdi. Sesi küçük kızlarınki gibi çok tizdi ve sadece yirmi üç kelime biliyordu. Sayıdan eminim, çünkü annemin söylediği şeylerin listesini yapıp mutfak dolabımızın içine raptiyeliyorduk. Bunların çoğu iyi, daha ya da sıcak gibi sık kullanılan kelimelerdi, ama içlerinden bir tanesi vardı ki onu sadece annem söylerdi: soof.” Heidi doğum tarihini bilmiyor, babasının kim olduğunu da. Aslında Heidi’yle annesinin geçmişine dair her şey bir sis perdesiyle kaplı... Heidi annesinin kelimelerinden “soof”un peşine düşüp, onun geçmişiyle ilgili her şeyi öğrenmek üzere bir yolculuğa çıkıyor. Yanında eski püskü kırmızı bir kazak, birkaç fotoğraf ve şansıyla... Evden uzakta, anne kızın geçmişine ait eksik parçalar bir bir tamamlanıyor. ANNEMİN KELİMELERİ/SARAH WEEKS/CAN ÇOCUK

sim

Manhattan'da Üç Oda

Türk edebiyatının büyük ustalarının çevirdiği Simenon romanlarından oluşan dizinin sekizinci kitabı, 1945’te New York’ta yazılan ve Türkçeye Oktay Akbal tarafından kazandırılan Manhattan’da Üç Oda. Otobiyografik izler taşıyan romanın kahramanı bu kez Maigret değildir, yaşamının “duraklama devrine” girmiş bir aktördür. Tutku ve belirsizlikle dolu bir aşkı anlatan Manhattan’da Üç Oda’da François ve Kay’in gölgesinde, o sıralar hayatının en çalkantılı dönemini geçirmekte olan Simenon’u ve sonradan eşi olacak sevgilisi Denyse’i görmek mümkündür. Romanda, bir gece barda tesadüfen tanışan François ve Kay’in gelgitlerle dolu ilişkisi, Manhattan sokaklarında ve en çok da “üç oda”da geçmektedir. Kahramanlarının psikolojisini yansıtmakla ünlü Simenon, söz konusu gelgitleri, bütün boyutlarıyla bu kara romanda okura sunar. Tüm dünyada en çok okunan Simenon romanlarından biri olan ve beyazperdeye de aktarılan kitabı Türkçeye 1972 yılında, yazar Oktay Akbal kazandırmıştır. Daha önce de bir Maigret romanını çevirmiş olan Akbal’ın Simenon’a duyduğu ilgi bilinmekte ve bu Manhattan’da Üç Oda’yı daha da özellikli hale getirmektedir. MANHATTAN'DA ÜÇ ODA/ GEORGES SIMENON/EVEREST YAYINLARI

[Başlıksız]

Trans-Atlantik

20. yüzyılın en önemli yazarlarından Witold Gombrowicz, başyapıtlarından Trans-Atlantik’te modern dünya insanının başlıca açmazı göçmenlik ve yersiz-yurtsuzlaşma deneyimini ele alır. Eski söylence ve anlatı tekniklerinden esinler taşıyan bu benzersiz roman, belki de yazarın en kişisel eseridir. II. Dünya Savaşı arifesinde, ülkesini Nazilerin işgal etmesi üzerine Arjantin’e ayak basan ve anavatanıyla da, kendini yok eden anakarayla da bağlarını koparan genç bir yazarın şenlikli ve absürt maceralarını anlatan Trans-Atlantik, özünde pusulasını kaybetmiş bir dünyada ferdin devletle ve tarihle hesaplaşmasını konu edinir. TRANS-ATLANTİK/WITOLD GRAMBOWICZ/EVEREST YAYINLARI

fikret

Avare Gençlik & Gardenbar Geceleri

Sanat camiasının 1930’lardaki ilk bohemlerinin hem birinci elden tanıklığı, hem de “edebi envanter”i olan Asmalımescit 74’le başlanılan Fikret Adil Kitaplığı”, Intermezzo’nun ardından, Avâre Gençlik & Gardenbar Geceleri ile sürüyor. Fikret Adil’in 1960’ların başlarında geçen, girift bir aşk hikâyesi ekseninde dönemin gece hayatını ve genç kuşağın medenileşmeyle ilişkisini tüm çarpıcılığıyla işleyen Avâre Gençlik ile “Batı medeniyetine bar kapısından girişinin ilk adımı olan efsanevi “Gardenbar”ın tarihçesi niteliğindeki Gardenbar Geceleri, Cumhuriyet’in erken dönemlerinin dünyasına ışık tutuyor.1911’de, Balkan Savaşı’nın yol açtığı hastalık ve sefaletin azaltılması amacıyla bir yardım girişiminde bulunuldu: “Şehrin yüksek ve tanınmış aileleri, el örgüleri, işleme yapacaklar. Bunlar Kızılay yararına sergilenip satılacak.” Sergileme ve satış Tepebaşı’nda bir“pavyon” yapıldı. AVARE GENÇLİK&GARDENBAR GECELERİ /FİKRET ADİL/ SEL

kndn

Kendine Ait Bir Roma

Millet ve vatan kavrayışlarının tarihi ile ilgili tartışmaları derinleştirebilmek için, gerek bu unsurların, gerekse bunları paylaştığımızı tahayyül ettiğimiz başka insanlardan oluşan topluluklara duyulan aidiyet hissinin tarihine eğilmek gerekir. İşte burada zihnimizin hayret kapısını ardına kadar açık tutmakta yarar var. Vatan, il, yurt, ulus, kavim, millet, soy gibi kavramların mazisi hepimiz için sürprizlerle dolu. Geçmişin en az bizim kadar incelikli insanlarının bu kavramların içini nasıl farklı şekillerde doldurduklarına yakından bakmak zorundayız. Osmanlı devletinin şemsiyesi altına girmiş insanları ve onlara ait toprakları anlayabilmek için karşımıza çıkan en önemli anahtar kelimeler arasında diyar-ı Rum ve Rumîlik var. Bu sözcüklerle birlikte birçok soru sökün ediyor: Diyar-ı Rum neresidir? Bir tür vatan mıdır? Anadolu mudur Roma mıdır? Kimlere Rumî denmiştir? Roma kimliğinin ve kültür mirasının tapusu Bizans’tan Batı’ya mı geçmiştir? İnsanlığın geçmişi bize farklı yerelliklerin mümkün olduğunu, “bir yer’in insanı olmanın” çok farklı şekillerde yaşanabileceğini gösteren nice hikâye sunuyor. Diyar-ı Rum’a dair bu küçük kitap bu hikâyelerden birine odaklanıyor. KENDİNE AİT BİR ROMA/CEMAL KAFADAR/METİS

srgn

Sürgün Ruhun Rüya Defteri

Yıllar önce işlediği bir günahla kirlenen ruhunu zamanla, hem de zamanın ta kendisiyle arındırmaya çalışan çaresiz bir adam; dönüştükçe değişen, değiştikçe yıkılan bir ömür; Ortadoğu’dan Orta Asya’ya, Uzakdoğu’dan İstanbul’a uzanan bir hikâye. “Magda Döndüğünde” ile tanınan Ömer F. Oyal, “Sürgün Ruhun Rüya Defteri”nde mucizeyle sınanmış lanetli bir adamın tedirgin sesine kulak veriyor: “Dilin zamanlarüstü yasası”nın izinde, zaafların ve erdemlerin, İyi’lerin ve Kötü’lerin ötesine bakıyor. "Uçuruma doğru giden atın üzerinden bir türlü atlayamazsınız. Felaketinize yapışmışsınızdır. Günahına tutkuyla sarılmak... O zamanlar, günahı onarmak üzere bir hayatı inşa etmeyi anlamıyordum henüz. Sadece ürperdiğimi biliyorum. O rahibin kendini suçlu hissetmesinin ululuğu ve benim boş vermişliğimdeki sefil zavallılık. İki ruh arasında fark bu kadar olur! O merdivenlerin başında gerçekten utanmıştım. Utanç, ruhu olgunlaştıran yağmur gibidir. Utanç hissetmeyen bir ruhun arınması mümkün değil. Utancı acı, acıyı çaresizlik, çaresizliği yine utanç izler. Böylece kavrula kavrula arınıp yavaş yavaş başka birisi olursunuz." SÜRGÜN RUHUN RÜYA DEFTERİ/ÖMER F. OYAL / YKY

livabneli

Livaneli Kitabı

Livaneli edebiyatı üzerine Türkiye'de ve dünyada birçok akademik çalışma yapıldı, tezler yazıldı. Bu kitap, alandaki çalışmalara önemli bir katkı niteliğinde.Ülkemizin önde gelen edebiyat bilimcilerinden Prof. Dr. Onur Bilge Kula, sanatçı Zülfü Livaneli'nin sanatını anlatan, kendi çağlarının ve toplumlarının sürgünü olan benzerleriyle buluşturan bir çalışma kaleme aldı. Hegel, Marx, Lukács, Brecht, Adorno, Thomas Mann ve Anne Seghers'in satırlarıyla açılan evrensel dünya, Livaneli'nin sanatının, çağı ve coğrafyayı aşan, insanlığın ortak yazgısına ulaşan gücünün kanıtı haline geliyor adeta. Kula, Mutluluk'tan Serenad'a, Kardeşimin Hikâyesi'nden Konstantiniyye Oteli'ne, Leyla'nın Evi'nden Huzursuzluk'a, milyonlarca okura ulaşmış romanlara getirdiği çözümlemelerle, Livaneli okurlarına, yazarın külliyatına katmak isteyecekleri bir kitap hediye ediyor. LİVANELİ KİTABI/ ONUR BİLGE KULA/DOĞAN KİTAP

[Başlıksız]

Zaman Boşluğu

Günlerden bir gün Londra'da bir kız çocuğu dünyaya geldi ve kayıplara karıştı. İşin içinde birbirini çok seven ama ölesiye kıskanan kahramanlar vardı. Kaderleri geçmişe gidip geleceğe dönecekleri bir yolculukta kesişecek; zamandaki bir boşluk... İngiliz yazar Jeanette Winterson, kralların dünyasında geçen 'Kış Masalı'nı günümüze taşıyarak yeniden yorumluyor. Zaman Boşluğu, William Shakespeare'in ölümünün 400. yılı dolayısıyla başlatılan "Shakespeare Yeniden" serisinin ilk romanı olma özelliğini taşıyor. ZAMAN BOŞLUĞU/JEANETTE WINTERSON/DOĞAN KİTAP

paolakitap

Zorro Karlar Altında

Zorro bir kurtarma köpeğidir. Çığ altında kalan Luca’yı donmak üzereyken karların altından kurtarır. İkinci hayatına bir köpek sayesinde başlayan ve yaşıtlarından farklı ilgileri, merakları olan delikanlı için bu tanışıklık ona yeni kapılar aralar. Mary de yaşıtlarından farklı, hayvanlara ve doğaya sevgiyle bağlı bir genç kızdır. Veterinerlik Fakültesi’nden arta kalan zamanlarda gönüllü olarak bir hayvan barınağında çalışmaktadır. Bu iki gencin kendilerini arama, bulma hikâyeleri köpekler sayesinde çakışır. “Zorro Karlar Altında”, bol ödüllü İtalyan yazar Paola Zannoner’in kaleminden bir gençlik romanı. ZORRO KARLAR ALTINDA/PAOLA ZANNOER/YKY

d354209d-3cf3-41c1-8ed1-9e12220ace01

Deneyler ve Hayaletler

Hiç düşündünüz mü? “Neden?” diye sormak, neden önemlidir?Öğretmenin o gün verdiği ev ödevini düşününce Beste bir an için ürperir. Ödev “görünmezi görmek” üzerine bir deneydir. Ruhlar ya da hayaletler gelmesin aklınıza. Bu ses dalgalarıyla ilgili çok ilginç bir deney ve ihtiyacınız olan sadece boş bir kavanoz, makas, torba, lastik bant, bir çay kaşığı toz şeker ve iki tencere kapağı. Bilimsel ve kuşkucu düşünmeye ilişkin bu eğlenceli hikâyede evde ailenizle yapabileceğiniz deneyler de var. “Öyle hoşuma gitmişti ki, tencere kapaklarını birbirine daha da hızlı vurmaya başladım (bu arada kendimi de cesaretlendirmeye çalışıyordum, ne de olsa evdeki o sessizlik hiç hoşuma gitmiyordu). Artık denizdeki küçük dalgalar, fırtınadaki dev dalgalara dönüşmüştü: Dalgalar şaha kalkmıştı ve toz şeker taneleri diskotekte dans eden pireler gibi hareket etmeye başlamıştı!” DENEYLER VE HAYALETLER/MARIO SALA GALLINI/ YKY

kırk oda

Kırk Oda

Oyunlardan çok masallara düşkün, kelimelerin büyüsüne kapılmış, şiirle büyüyen küçük bir kız ve onun çocukluk umutları. Hayatın büyük sorularına yanıt aramak, yeni insanlar tanıyıp dünyayı keşfetmek, ama daha önemlisi ölümsüz bir şair olmak isteyen genç bir kadın ve gençlik tutkuları. Yol ayrımına geldiğinde, çocukluk ve gençlik hayallerine sarılmakla konforun rahat sularına kendini bırakmak arasında tercih yapmak zorunda kalan bir kadın ve çelişkileri, pişmanlıkları, seçimleri. Kırk Oda, hayat ve sanat üzerine bir roman... Çocukluktan ölüme dek süren bir hikâye. KIRK ODA/OLGA GRUSHIN/EDITURA

ff

Ah Kuşlar Vah Kuşlar

Kırlangıçlar göç için yola koyulmuştu. Sürüye Yavru Kırlangıç’ın büyük annesi yol gösteriyordu. Ama o da ne? Büyük anne yolu mu şaşırmıştı? Nereye gelmişlerdi böyle? Mavi gölü bulamayacaklar mıydı? Aşırı kentleşme ve çevre kirliliğinin kuşların hayatını nasıl etkilediğine dair bir hikâye “Ah Kuşlar Vah Kuşlar”… Doğan Kardeş’in “Daha Güzel Bir Dünya İçin” dizisinden çıkan “Ah Kuşlar Vah Kuşlar” kitabını Nursel Erdoğan yazdı, Seçil Çokan resimledi. AH KUŞLAR VAH KUŞLAR / NURSEL ERDOĞAN / YKY

dd

Ayıların Meşhur Sicilya Baskını

İtalya’nın en önemli yazarlarından Dino Buzzati mizahla hayalin harmanlandığı olağanüstü bir savaş hikâyesini, destansı bir masalı okurlara sunuyor. Uzun yıllar önce Sicilya’nın en yaşlı dağlarında, Ayılar Kralı Aslanayı’nın oğlu Tombik iki avcı tarafından kaçırılır ve vadinin aşağısına götürülür. O günden sonra da kendisinden bir daha haber alınamaz. Hiç görülmedik korkunç soğuk bir kış gelir ve ayı halkını açlıkla karşı karşıya bırakır. Yavru ayıları geceler boyu ağlatan, açlıkla halsiz bırakan şiddetli kışı fırsat bilen Kral, insanların yaşadığı vadiyi işgal etmeye karar verir. Ordusu ve büyücüsünün yardımıyla zafer kazanan Kral, oğlu Tombik’e kavuşur. Ayılar Kralı Aslanayı çok geçmeden insanlar dünyasının ayı halkının yaşamasına elverişli olmadığını anlayacaktır... AYILARIN MEŞHUR SİCİLYA BASKINI / DİNO BUZZATİ /YKY