Bağdat'tan Viyana'ya: Göç öyküsü

Pınar Öğrenci, savaşın yıkıcılığını anlattığı son sergisi "Kırmızı Gökyüzünün Altında" ile Depo İstanbul'da... Sergi 21 Mayıs'a kadar görülebilecek.

Efe Beşler  efe.besler@gmail.com

Bazı coğrafyaların kendine has kaderleri olduğunu düşünürüm. Ortadoğu da acı ve mutlulukların paradoksal bir şekilde karşı karşıya geldiği coğrafyalardan biridir. Sevinçleri anlık ancak acıları ise sürekli gibidir. Yüz yıllar boyu hakim olan bu duygular, son yirmi yılda gittikçe kötüleşerek bugün içinden çıkılamaz bir duruma evrildi. Gelecekte nasıl devam edeceği ise soru işareti… 2011 yılında patlak veren Arap Baharı’ndan çok önce Ortadoğu karmaşanın bir hayli içindeydi.

Hayata tutunabilenlerin hafızasına kırmızı gökyüzünün sıcak ve yıkıcı yüzü kazındı. Son yıllarda ise Suriye’de iç savaşın patlak vermesiyle birlikte Türkiye ve Batı’ya akın akın göç başladı. Kendi çapında mutlu bir yaşam süren milyonlarca insan ansızın dikenlerle çevrilmiş yollara düştü. Her biri güvenli, onurlu bir yaşam bulabilmek için, evini, yurdunu terk edip başka diyarlara göç etmek zorunda kaldı. Daha geçenlerde internet sitelerine düşen bir haber, mülteci meselesinin ne kadar derin bir sorun olduğunu bir kere daha gözler önüne serdi.

s1

Belçika’dan vize alamadığı için Suriyeli mültecilerle birlikte bota binerek şansını denemeye çalışan Barış Yazgı adlı bir genç boğularak yaşamını yitirdi. Yazgı, kendine yeni bir yaşam kurmak için müziğin evrenselliğini sırtlayarak, kemanıyla başka diyarlardaki hikayelerle buluşacaktı ancak ne yazık ki hayali Ege Denizi’nde sona erdi. Yaşanan bu tip hikayeler mülteci meselesi konusundaki insani sorumluluğumuzu gözden geçirmek için bir ayna vazifesi görmeli.

Fakat çoğunluk olarak bizler, bu aynayı kendimize tutmak için hiçbir çaba sarf etmedik; ötekileştirdik, gitmeleri için kampanyalar düzenledik, ırkçı yaklaşımlar sergiledik. Utanç verici bu davranışların aksine, birçok gönüllü, vicdan sahibi insan da mültecilere farklı yollarla destek verdi. Biri yemeğini paylaşırken, diğeri barınmaları için evini açtı. Görünmeyen destekçileri de vardı mültecilerin; sanatıyla kanayan bu yarayı topluma duyurmak için çabalayan insanlar… Onlar sanatın her türlü yöntemini kullanarak, dayanışmanın en güzel örneklerini gösterdiler.

Mülteci ya da göçmenlere destek vermeye çalışan sanatçılardan biri de Pınar Öğrenci. Mimarlık kökenli sanatçı ve yazar Öğrenci, bir süredir göçmen ve mültecilerle ilgili çalışmalar yapmakta ve eserleri hem yurtiçi hem de yurtdışında sergilenmekte. Üzerinde çalıştığı konulara, insani ve samimi bir biçimde yaklaşması çalışmasının temel noktası. 21 Nisan-21 Mayıs tarihleri arasında Depo İstanbul’da sergilenen ‘Kırmızı Gökyüzünün Altında’ sergisi, Öğrenci’nin göç teması ile ilgili 2015’ten beri ürettiği videoları kapsıyor.

KIRMIZI GÖKYÜZÜ BU DUYGULAR ÜZERİNE KURULUYOR

Sergiye ismini veren “Kırmızı Gökyüzünün Altında Saklambaç Oynardık” hakkında bilgi veren Öğrenci, savaşın insanlar ve doğa üzerinde yarattığı tahribatı anlatıyor. Youtube’a yüklenmiş iki ayrı videodaki hareketli görüntü ve sesin üst üste bindirilmesinden oluşan video, Öğrenci’nin Viyana’da tanışıp arkadaş olduğu Iraklı mülteci Ahmed Shaqaqi’nin çocukluk anılarından yola çıkarak, ABD’nin 2003’de Irak’ı işgal ettiği dönemi ele alıyor.

İşgal döneminde Suudi çöllerinden Bağdat’a doğru gelen kum fırtınaları gökyüzünü ilk kez olarak kırmızıya boyuyor. Yoğun bombardıman ve kimyasallar yüzünden kırmızıya dönüşen gökyüzü, videodaki Amerikan askerleri tarafından hayretler içinde izledikleri bir doğa olayı gibi anlatılıyor. Öğrenci bu videodaki kırmızıyı, bugünkü ortamda üstümüzü kaplayan şiddet atmosferinin ve faşizmin rengi olarak görselleştirdiğini söylüyor. Ortadoğu’nun paramparça manzarasında, ABD ve Suudi Arabistan’ın rolünü düşünürsek, Suudi çöllerinden gelen fırtına ve Amerikan askeri imajının birlikteliği videonun etkisini güçlendiriyor.

BAĞDAT’TAN VİYANA’YA: MÜZİĞİN DİRENİŞİ

Viyana’da Iraklı müzisyen Ahmed Shaqaqi ile arkadaş olan Öğrenci, orada kaldığı süre boyunca Ahmed ve arkadaşlarının kafe, mülteci kampı ve pikniklerde spontane olarak icra ettikleri müzikleri kaydeder. Sergideki ‘Üstümüzden Hafif Bir Rüzgar Esti’ isimli 4 filmden oluşan yerleştirme işte bu kayıtlardan ve Ahmed’in Bağdat’tan başlayıp Viyana’ya varan hikayesinden yola çıkıyor. Serinin ilk filmi olan ‘Bağdat’tan Ayrılış’ta, Ahmed’in şair ve yazar olan babasının İslami gruplar tarafından tehdit edilişi ve bütün ailenin Bağdat’tan İstanbul’a kaçışı konu ediliyor.

Filmde Ahmed’in İstanbul’u çok sevmesine rağmen mülteci olarak hiçbir yardım ve haktan faydalanamayışı ve ayrılmak zorunda kalışını dinliyoruz. ‘İstanbul’dan Ayrılış’ isimli ikinci filmde ise kaçakçılar tarafından her tarafı kapatılmış bir otobüsle İstanbul’dan Çanakkale’ye götürülürken, bilmedikleri bir yerde otobüsten indirilip yarı yolda bırakılma hikayesi anlatılıyor.

Kaçakçıların kandırdığı grup yürüyerek İstanbul’a geri dönmenin yollarını arıyor. Üstümüzden Hafif Bir Rüzgar Esti serisinin taşıyıcı bir fonu olarak büyük perdede gösterilen film ise Ahmed’in Türkiye’den ayrılırken kaçakçılar tarafından denize atılan udunun hikayesinden yola çıkıyor. Kırmızı gökyüzünün aksine Ege’nin masmavi sularında çekilen film, mavinin umut ve özgürlük sembolüyle kontrast oluşturuyor. Denizin üzerinde yavaşça kayıp giden ud yerdeğiştiren kadim bir kültürün sembolü olarak sergiye damgasını vuruyor.

bb

Sergideki diğer işlerden biri olan Mawtini ise Youtube görüntülerinden oluşturulmuş başka bir video kolaj. 1936 yılında Filistin marşı olarak bestelenen Mawtini (Anavatanım) şiiri, sonrasında Filistin Özgürlük Hareketi’ni destekleyen Cezayir, Suriye ve Irak gibi devletler tarafından resmi marş statüsünde tanınıyor. Askeri bando enstrümanlarıyla çalınan Mawtini (Anavatanım) marşı, zamanla popüler bir şarkıya dönüşerek kanun, ud, darbuka ve keman gibi geleneksel enstrümanlarla çalınmaya başlıyor. Öğrenci, marşın klasik formundan başlayarak geçirdiği bu dönüşümü bütünlüğünü bozmadan aktarırken, marşın Filistin’den Cezayir’e, Suriye’den İstanbul’a kadar uzanan yerdeğiştirme hikayesini ‘vatan hasreti’ vurgusuyla izleyiciye aktarıyor.

Sergiyi 21 Mayıs Pazar gününe kadar Depo İstanbul’da ziyaret edebilirsiniz.


Efe Beşler kimdir?

Kendini, 'öteki'lerin araştırmalarına veren, konferans ve panellerine katılan ve onlarla ilgili kitaplar okuyan, demokrasiye inatla inanmış naif bir muhalif olarak tanımlıyor.