Türkiye'nin koleksiyoncuları kimlerdir?

Oğuz Erten'in kaleme aldığı "Özel Koleksiyonlardan Örneklerle Türkiye'de Sanat Koleksiyonculuğu" kitabı Galeri Baraz Yayınları etiketiyle yayımlandı. Yazar Erten'le bir röportaj gerçekleştirdik.

Kültigin Kağan Akbulut  kultigin.akbulut@gmail.com

DUVAR – Günümüz anlamıyla koleksiyoncu olarak değerlendirilemese de, batılı anlamda resim sanatıyla ilgilenmeye başlayan ilk biriktirici Fatih Sultan Mehmet’tir,” diyerek kitabına başlıyor Oğuz Erten. Ve Türkiye topraklarındaki koleksiyon merakına sanat eserleri üzerinden bakıyor.

Koleksiyonculuk ve sanat tarihçiliğimiz konusunda büyük bir eksikliği dolduran Özel Koleksiyonlardan Örneklerle Türkiye’de Sanat Koleksiyonculuğu kitabı Galeri Baraz Yayınları etiketiyle yayımlandı. Altı yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitap hem koleksiyonculuk tarihimize bakıyor hem de günümüz koleksiyoncularıyla ayrıntılı röportajları içeriyor. Yazar Oğuz Erten’le Türkiye’de koleksiyonculuk tarihini ve eksiklikleri konuştuk.

Oğuz Erten.

Oğuz Erten.

Size göre koleksiyoncu kime denir? Eser satın almak dışında bir kişiyi hangi kriterler koleksiyoncu yapar? Koleksiyoncu olarak bu kitaba dahil ettiğiniz isimleri nasıl belirlediniz?

Koleksiyonculuk çok geniş bir tanım. Her türlü materyalin koleksiyonculuğu yapılmakta. Yurt dışında çok daha yaygın bir uğraş. Kişilerle menkul olan bu uğraş, zaman içinde kültür tarihimizi oluşturan bir zemin hazırlıyor. Kurumların destekleri ve müze girişimleri ile de küçük meraklarla başlayan koleksiyonlar günün birinde müzelerdeki yerini alabiliyor. Ben koleksiyonculuğu; bir materyal, bir konu veya bir düşünceye dair her türlü şeyi delicesine toplama tutkusu olarak tanımlıyorum.

Birkaç defa eser satın almak kişiyi koleksiyoncu yapmaz, sadece sanatsever yapar. Ama sürekli bir şekilde yapıt alımı yapıyorsa, o artık bir koleksiyoncudur. Az önce bahsettiğim şekilde sistematik bir koleksiyoncu olmayabilir. Yapıt alımı yapanlar kendi sevdikleri işlerden de bir koleksiyon yapabilirler.

Kitapta yer alan sanat koleksiyoncuları, zaman içinde kendiliğinden bir araya geldi. İlk olarak tanıdığımız koleksiyoncularla yola çıktık, zaman içinde görüştüğümüz her koleksiyoncuya, önerebilecekleri koleksiyoncuları sorduk ve doğal olarak genişleyen bir kitaba dönüştü.

Kitapta adını geçirdiğiniz ilk koleksiyoncu ve en genç koleksiyoncu kim? Bu zaman aralığı Türkiye sanat ve koleksiyon tarihine dair neler söylüyor?

Şu anki bilgilerle, koleksiyoncu olma tutkusu olan ilk isim Fatih Sultan Mehmet, daha yakın tarihli ve bilinçli toplama güdüsü olan isim ise Halil Şerif Paşa. En genç koleksiyoncu ise kitabın da sponsoru olan Murat Araz. Aslına bakılırsa bu zaman aralığı koruma bilincimizin çok da iyi olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Fatih’in Bellini’ye yaptırdığı portresinin National Gallery koleksiyonunda olması bunun en basit kanıtı. Bir başka çıkarım ise Osmanlı döneminde paşalar ve padişahlar koleksiyon yaparken, Cumhuriyet ile birlikte doktor, mühendis, bürokrat ve kurumlar koleksiyon yapma yoluna gidiyorlar. 1950’lerden sonra ise iş adamları sanat koleksiyonu yapmaya başlıyorlar.

“Günümüz anlamıyla koleksiyoncu olarak değerlendirilmese de,batılı anlamda resim sanatıyla ilgilenmeye başlayan ilk biriktirici Fatih Sultan Mehmet’tir,” saptamasında bulunuyorsunuz. Ancak sonrasında koleksiyon anlamında çok büyük gelişmeler yaşanmıyor. Bunu neye bağlarsınız?

Aslına bakılırsa sanat koleksiyonu bağlamında büyük gelişmeler yaşanmadığını bilmiyoruz. Bunu neden söylüyorum; bu konuda yeterli kaynak taraması yapılmadığı için. Tarihsel bağlamda bu konudaki ilk kitabın 2017 yılında yapılmış olması da büyük bir acı! Büyük depremler ve yangınlar geçiren İstanbul’un biriken önemli koleksiyonlarının bu felaketlerde kaybolmuş olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. İstanbul’un üçte ikisini yakan yangınlar ve küçük kıyamet ismi verilen depremler bence yıllar içinde biriken sanat hazinelerini de yapılar ve insanlar ile birlikte yok etmiş olmalı.

.

.

KOLEEKSİYONCULARIN TESPİTİ ZORDU

Kitabınız kaç yıllık bir çalışmanın ürünü? Özellikle eski tarihli koleksiyonlar hakkında bilgilere nasıl erişim sağladınız?

Kitaba 2011 yılında Sayın Bülent Eczacıbaşı ile söyleşi yaparak başladım. Toplam süreç altı yıl sürdü. Kitabın bu kadar uzun sürmesinin nedenlerinden biri de erken tarihli koleksiyoncuların tespitinin kolay olmamasıydı. Gazeteler, dergiler, biyografiler ve otobiyografiler arasında birkaç yılımı geçirdiğimi söyleyebilirim. Ardından elde edilen bilgi kırıntılarından koleksiyoncuların hayatta olan aile bireylerine ulaşmaya çalıştım. Onların destekleri ve verdikleri bilgi ve fotoğraflar sayesinde bu kitap oluştu.

Koleksiyoncu röportajlarında ve metinlerinde Türkiye sanat tarihine ışık tutacak ayrıntılar var. Sizce bu kitap sanat tarihçiliğimiz konusunda nasıl bir boşluğu dolduracak?

Aslında bu sorunun muhatabı ben olmamalıyım. Ona zaman ve okurlar karar verecek diye düşünüyorum ama her yaptığım çalışma Türk sanat tarihindeki bir boşluğu doldurmaya yönelik. Antik A.Ş. Yayınlarından çıkan Türk Plastik Sanatlarında İlkler, Galeri Baraz Yayınları’ndan çıkan Türk Sanatına Yön Veren Sergiler isimli kitaplarımın her biri daha önce kalem oynatılmamış alanlardaki boşluğa bir hafıza bırakmaya yönelikti. Türkiye’de Sanat Koleksiyonculuğu da bu anlamda bir kitap.

Röportajlarınızdaki bazı koleksiyoncuların birikimleri müzelere dönüştü. Sizce bu özel koleksiyonlar izleyiciyle nasıl buluşabilir? Buna dair koleksiyoncuların çalışmaları var mı? Sizin önerileriniz neler?

Müze kavramı, yapılması kolay idame ettirilmesi zor bir mesele. Müze sadece eser alımı ve onların duvara asılması ile bitmiyor, bilakis başlıyor. Bir kez müzeyi gören birini ikinci defa o müzeye getirmenin yolunu bulmanız gerekiyor. İlgiyi sürekli canlı tutacak projeler geliştirmeniz gerekiyor. Yani koleksiyonculuktan çok daha farklı ve komplike bir mesele. Tanıdığım birçok koleksiyoncu eserlerini gizlemekten çok göstermeye daha yakın.

Onlara güven verecek iyi projeler olduğu sürece ellerindeki sanat yapıtları sanatseverler ile buluşabilir. Koleksiyoncuların bu isteklerini arttıracak çalışmaların en iyisi bence tek tek müze açmak yerine 7-8 koleksiyoncunun birleşip uluslararası düzeyde bir müze açma çalışması olmalı. Bu müzeye diğer koleksiyoncular da uzun süreli bağış vererek destek olurlar. Bunun için sadece destek ve istek gerek.

Hem Galeri Baraz Yayınları’nın kitaplarını hazırlıyorsunuz, hem de Bozlu Art Project’te direktörlük görevinizi sürdürüyorsunuz. Bundan sonraki yayın çalışmalarınız neler olacak?

Galeri Baraz Yayınları’nı Yahşi Baraz ile 2010 yılında kurduk. Bir sanat galerisinin sanat tarihine armağan ettiği bu kitaplar takdire şayan. Diğer sanat galerileri ve sanat kurumlarının yayınları ile üzerinde çalıştığımız alan daha derin ve bilgiye dayalı olabilecek. Bu yüzden her türlü sanat kitabını çok önemsiyorum.

Galeri Baraz şu sıralar Fahrelnisa Zeyd, Nejad Melih Devrim üzerine iki ayrı kitap çalışması ve Yahşi Baraz’ın 40 yılı aşkın bir zaman içinde çekmiş olduğu sanatçı portreleri fotoğrafları kitabını hazırlıyor, Bozlu Art Project ise Neş’e Erdok’un yaşamı ve sanatına odaklı bir kitap ve galerisinde gerçekleştirdiği sanatçı konuşmalarını kitaplaştırma çalışmalarına yoğunlaşmış durumda.