'Sinema olmadığı için lahmacuncu oldum'

Melik Tahir Şaştım, ilk kitabı Bu Konuşma Bitmiştir - Lahmacun ve Hiçbir Şey Üzerine Diyaloglar ile okuyucuyla buluştu. Şaştım, "Elazığ’da sinema yapılamadığı için İstanbul’a geldim ve lahmacuncu oldum" dedi.
soner2

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Bu hafta Melik Tahir Şaştım ile ‘’Bu Konuşma Bitmiştir – Lahmacun ve Hiçbir Şey Üzerine Diyaloglar’’ kitabını konuştuk. Melik Tahir’e ‘’kimsin?’’ sorusunu sorduğumuzda şöyle cevap verdi: ‘’89 veya 90 yılında Elazığ’da doğup Milli Eğitim ve YÖK kontrolündeki eğitimimi doğduğum yerde tamamladım. Elazığ’da sinema yapılamadığı için İstanbul’a geldim ve lahmacuncu oldum. ‘’

soner736

‘’Bu Konuşma Bitmiştir – Lahmacun ve Hiçbir Şey Üzerine Diyaloglar’’ kitabınızın ismi… Çok orijinal bir isim. Nereden aklınıza geldi?

Editörüm Baran Güzel ve kitabın son okumasını yapan sevgili dostum, yazar Emirhan Burak Aydın ile musalla taşının yanında buluştuk. Çaylar geldi. Baran Güzel, isimle ilgili birkaç fikir sundu fakat ben ne istediğimi değil de ne istemediğimi bildiğimden bunları reddettim. Sonra Emirhan, sigarasını yaktıktan sonra tabii, “Bu konuşma bitmiştir,” dedi ve birkaç saniye sustu. Çayımdan aldığım yudum ağzımda bekliyordu.

“Bu konuşma bitmiştir,” gündelik yaşantımızda bir hayli gülerek kullandığımız bir kalıp, çünkü iletişimin temel sorunlarından biri konuşmanın ne zaman bittiğinin anlaşılmıyor olması. Sanırım noktalama işaretleri havada belirmediği için bazı insanlar cümlenin bittiği yeri kestiremiyor. Neyse, Emirhan sigara dumanını üfledikten sonra tabii, “Lahmacun ve hiçbir şey üzerine diyaloglar,” dedi. Çayımı yuttum. Her şeyi aydınlanmıştı.

Diyalog kitabı yazma fikri nereden çıktı?

Benim her şeyden önce söze inancım var. İnsanın konuşmasının bir değeri olmalı. Yazı şüphesiz elimizdeki en değerli şey fakat lisan yazıdan ibaret değil. Bu unutulmuş gibi. Oysa “önce söz vardı.” Dil denen karmaşık araçla ömür boyunca haşır neşiriz. “Sıradan insan” ekseriyetle bu aracı ihtiyaçlarını gidermek için kullanıyor ancak her birey kendine has tecrübelere ve lisan ile kişisel bir ilişkiye sahip. Dilin sonsuz kombinasyonlara sahip kelimeleri, hiç tahmin edemediğiniz birinin önce zihninde sonra ağzında, zamanın belirsiz bir noktasında unutulmaz bir cümleye dönüşebiliyor.

Sıradan konuşmanın bu öngörülemezliğini, rastgeleliğini ve şaşırtıcılığını seviyorum. Yine de eylem, tüm bu fikirlerden önce geldi. Komik, tuhaf ya da anlamlı bulduğum diyalogları yeniden kurgulayıp sosyal medyada kendi arkadaş çevremle paylaşmaya başladım. Yıllar geçtikçe sadece diyaloglarla hikâye anlatabilmek üzerine uğraştım. Hikâyeler ve durumlar birikti. Baran Güzel ve Sedat Demir, bunların bir değeri olduğunu düşünüp yayımlamaya karar verdiler. Bana uyar, dedim.

Aldığınız sinema eğitiminin yazarlığınıza bir etkisi oldu mu?

Açıkçası aldığım sinema eğitiminin sinema yapmam dışında her şeye etkisi oldu. Diyalogları yazmaya başladığımda öğrenciydim. Öykü karalıyor, kısa film senaryoları yazıyor ve duygularıyla baş edemeyen her genç gibi şiir kovalıyordum. Özellikle senaryo yazarken sayfayı görüntü ve ses olarak ikiye bölmek, yazınsal anlamda henüz oturmuş bir üslubumun olmayışını bu yöne evirdi belki de. Tiyatro metinleri de öyledir mesela. Yalnızca diyalogu okursunuz ve diyalog kendini söyleyen karakteri de, sarf edildiği atmosferi de kendi yaratır.

Epizodlara ayırdığınız kitabınızda, kadın- erkek ilişkilerine, çalışma arkadaşlarıyla mesai harcanmasına, sokaktaki pek çok şeye kadar yaşananlara değiniyorsunuz. Edebiyatta hakikate yaklaşmaya çalıştığınız söylenebilir mi?

soner

Bu Konuşma Bitmiştir – Lahmacun ve Hiçbir Şey Üzerine Diyaloglar Dante Yayınları etiketi ile okuyucuyla buluştu.

Aksine, hakikatten uzaklaşıp ona yan gözle bakmaya çalışıyorum. Gerçeklik karşısında herkes kadar çaresizim ki ona tepeden bakabilmek adına yazıp bir yere hapsetmeye uğraşıyorum. Bunu hiçbir düzeyde becerebildiğimi de düşünmüyorum çünkü her şey kendi algım çerçevesinde olup bitiyor.

‘’Mesai’’ bölümlü epizot, sizin şu anda çalıştığınız ekmek fırınındaki diyaloglardan oluşuyor. Ekmek yaparken bu kadar eğleniyor musunuz gerçekten?

Tabii ki hayır… Ramazan ayında fırında pide kuyruğu varken tezgâhın diğer tarafında olmak ne demek bilemezsiniz. Susamlı pide ile susamsız pide arasında çok tehlikeli bir fark var. Lahmacunun soğanlı ya da soğansız olması son derece elzem bir konu çünkü müşteriniz aç! Onun yaşamsal zarureti sizi bir araya getiriyor ve bu doğası gereği gergin bir düzlem.

İşin içine biraz da iletişimsizlik girince işin içinden çıkılamıyor zaten. Yine de bu “hayati” şeyleri ciddiye almayınca eğlenebiliyorsunuz. Belki de her şeyden önce gerçekleri nasıl hazmedeceğinizi bilmeniz lazım.

Gerçekler soslanmadan yenmez, acılardır çünkü. Önce güzel bir gerçek seçmeli. Sonra gerçeği yumurtalı süte yatırmalı, dolaba atmalı, orada üç gün unutmalı. Çıkarıp tuz, karabiber, hafif kekik ve tatlı biber salçasıyla terbiyeleyip göbek fırında yarım saat kısık ateşte pişirmeli. Bu şekilde gerçek, hem senin için hem etrafındaki insanlar için daha yenilir yutulur hale gelir. Ama pişirdiğin gerçek senin olmalı ya da tanıdık güvenilir birine ait olmalı malzeme.

Bu zamanlarda gerçek üreticilerine güven olmuyor çünkü gerçek diye alıyorsun, acılığı falan da yerinde ama bir bakıyorsun yalan çıkıyor ya da en iyi ihtimalle sulandırılmış bir gerçek oluyor. Sahte gerçeklerden zehirlenen milyonlarca insan var…

Etkilendiğiniz bir yazar var mıdır?

Burada isim verip kimseyi rencide etmek istemiyorum.

Bir sonraki kitap ne?

Şimdi Emirhan Burak Aydın’la bir çizgi roman senaryosu yazmaya çalışıyoruz. Çizim ve renklendirmeleri Nisa Özaydın ile Alper Ceviz yapacak. İlk bitirmek istediğim iş o. Önümde zorunlu bir askerlik var. Döndüğümde belki Bu Askerlik Bitmiştir – Palaska ve Hiçbir Şey Üzerine Diyaloglar’ı okuruz.