Turgay Kantürk: 'Şiirden hiç kopmadım'

Herhangi bir duyguyla değil, her şey oturduktan, bir tortu oluşturduktan sonra yazarım. Şiirde duygunun değil, yapının ve inşanın esas olduğuna inanırım.
736enver

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

DUVAR – Turgay Kantürk’ü şiir dostları, okurları, sanat çevreleri, şair olarak tanıyor, biliyor. Ama hepsi bu kadar değil. O, aynı zamanda tiyatro yönetmeni, dizi oyuncusu ve şimdilerde kurduğu atölyede resim çalışmaları yapıyor.

turgaykanturk

Şiire seksenli yıllarda başladı. O dönemden itibaren şiir okurlarının, şiirlerini dergilerden takip ettiği, önemsediği, sevdiği bir isim oldu. Behçet Necatigil şiir ödülünü alınca daha bir dikkat çekti. Dergiler çıkardı, yayınevlerine editörlük yaptı… Şiirle ilgili sorunları da konu edindiği denemeler yazdı; bu denemeler daha sonra Şiirden yayıncılık tarafından “Yanlış At” (2005) adıyla yayımlandı. Kısa öykülerden oluşan ve “Hayat Siyah Ölüm Beyaz” (2004) adıyla Sel yayınlarından çıkan bir de öykü kitabı bulunuyor. Turgay Kantürk, ilk şiirlerinin yayımlandığı (Oluşum) 1981 yılından itibaren yaratıcı düşünce ve pratiğiyle daima şiirin içinde oldu.

Turgay Kantürk’le gündemden düşmeyen “seksenli”, “doksanlı” yılları, o günlerden bugünlere şiirin yolculuğunu; şairin başka sanat alanlarında faaliyette bulunmasının şiir açısından bir sorun yaratıp yaratmadığını konuştuk… Yeni kitap hazırlığı olup olmadığını, varsa ne zaman çıkacağını, geleceğe ilişkin projelerini, tasarılarını sorduk…

EDEBİYAT İNSANLARININ DOSTLUK VE EMEK YILLARIYDI

Senin “seksenler”in, “doksanlar”ın nasıldı? Bugün o yıllardan geriye kalanla ilgili düşüncelerin neler?

Benim “seksenlerim” acemilik, “doksanlarım” çıraklıktan çıktığım yıllardı sanırım. O yıllar, edebiyat insanlarının dostluk ve emek yıllarıydı bana kalırsa. Toplumsal hareketliliğe paralel bir durum vardı. Ayrı saflarda yürüyen insanlar, şiir ve sanat söz konusu olduğunda birleşebiliyorlardı. Anlamsız polemikler, ‘ben bilirimciler’ çok azdı. Dünya edebiyatından çok değerli çeviriler yapılırdı; şimdiki gibi ahbap çavuş işi değildi. Sohbet çok değerliydi. Güzel insanlarla, güzel masalarda şiir konuşulurdu.

Kanlı canlı Dağlarca, Sabahattin Kudret Aksal, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Edip Cansever, daha gençlerden Osman Serhat, Enver Ercan, bugünlerde pek anımsanmayan İlhami Bekir, Ercüment Uçarı ve Sedat Umran. Şimdiki gibi sosyal medyada malzeme değildi şiir . Çay bahçelerinde bile şiir konuşulurdu vs. vs… Kısacası, bugün ne yoksa, o vardı…

Bütün şiirlerini “Peri Çıkmazı” (Sel yayınları) adıyla 2011’de yayımladın. Ondan sonra da dergilerde şiirlerin çıktı. Yani şiirden kopmuş değilsin. Seksenlerden günümüze şiirde değişim, dönüşüm olup olmadığı gibi konularda ne düşünüyorsun?

turgay

Turgay Kantürk / Peri Çıkmazı / Sel Yayıncılık

Şiirden hiç kopmadım. Benim yazı zamanlamam, anlayışımdan kaynaklanıyor sanırım. Aralıklarla yazdım hep. Herhangi bir duyguyla değil, her şey oturduktan, bir tortu oluşturduktan sonra yazarım. Anlık şeylerin akıl süzgecinden geçmesi de denilebilir bu duruma. Şiirde duygunun değil, yapının ve inşanın esas olduğuna inanırım.

Özellikle doksanlardan sonra (istisnalar hariç) bir genelleme yapacak olursam; şiirin geri bile gitmediğini, takılmış bir plak gibi aynı ezgileri tekrar ettiğini söyleyebilirim. Artık plağı baştan alma zamanı. Ne yazık ki artık şairin bir ev ödevi de var; kitlelerle şiirin kopan bağını yeniden oluşturmak. Kaçınılmaz bu. Reklamcılara, söz yazarlarına ve sosyal medyaya malzeme olan şiirsel söylem, şiirin içinin boşaltılmasına, sıradanlaşmasına neden oldu. Zaten yalnız olan şiir daha da yalnızlaştırıldı. Şiirin yeniden sokaklara dönme zamanıdır bence.

Tiyatroculuk, dizi oyunculuğu aynı zamanda profesyonel mesleğin gereği yaptığın işler. Ancak atölye kurup orada resim çalışmaları yapman biraz farklı gibi. Elbette hepsi sanat alanının içinde etkinlikler. Ben şunu sormak istiyorum. Bu farklı sanatsal pratiklerin şiirine bir yansıması oluyor mu, oluyorsa nasıl bir alışveriş söz konusu?

Benim şiirimde belli bir görsellikten de söz edilebilir. Aslında hiçbiri ayrı değil bende. Hepsi için de gözlem, birikim, malzeme, zemin, estetik bilinç, duruş, tekrar gerekiyor. Tuğlalar gibi. Ama farklı binalar kurabiliriz onlarla. Belki de tiyatro ve resmin düzenleme ve kurgusal yapıları ya da kompozisyon belirleyici oluyordur yazdıklarımda. Az önce de söylediğim gibi yapı ve inşa etmeye olan inancımdan kaynaklanıyor bu. Valery’nin söylediği gibi; “Sen önce binayı kur, kiracı nasıl olsa bulunur”.

Toplu şiirlerini yayımladıktan sonra da dergilerde şiirlerin çıkıyor. Yolda yeni bir kitap var mı? Geleceğe ilişkin projelerin, tasarıların neler?

Çok sık yayımlamıyorum. Söylediğimde kızıyorlar, ama şiiri gereksinen bir okur da yok. Popüler olanın ardından gidiyor ya da çevresinde olmak istiyor herkes. Ama yazmayı sürdürüyorum yine de. Ne zaman biterler bilmem, ama iki koldan ilerleyen, adları şimdilik ‘Karadefter Kantoları’ ve ‘Çocukluğa Övgüler’ olan dosyalar devam ediyor.

Son olarak bizimle yeni şiirlerinden birini paylaşır mısın, söyleşi için teşekkür ederiz…

“Kent düştü, askerlerin talan etti tekinsiz parkları,
yeni bekçiler türedi yakası beyaz, dili kara,
bir sen anlamadın, anlamadın bittiğini denizin,
vakit varken surlara savur külünü katli vacip canların,
ol kendine yenik bir kumandan, in balkondan, kus ve  pus
dinmeyen öfkeni, bil ki; tanrılar katında oğul bile değilsin,
fani kılıklı bir cani, sandığını kemiren ilk fare ısırdığında
seni yarın, yok ki bildiğin ve beslendiğin kinden başka dil,
takke düşer ve görünür sarayın çöküşü, dökülür salya gibi
ezberlediğin dizeler; boynunda kanlı ibrişim…”

(KARADEFTER KANTOLARI’ndan…)

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Genç şair, ilk kitap

ufukaymaz

Ufuk Aymaz / Dünya Nüfusunun Sonuncusu / Mühür Kitaplığı

Kendisini “Dünya Nüfusunun Sonuncusu” olarak adlandıran bir şairin, acıyı ve ölümü evirip çeviren şiirlerini topladığı bir kitap var elimde. Mühür yayınlarından çıkan kitap Ufuk Aymaz’a ait. Ufuk Aymaz, şiir için genç bir şair; kitabı da bir genç şairin ilk kitabı olarak dikkat çekiyor. Zonguldak’ta 1985’te bir “çocuk bayramı”nda doğmuş. Aradan yıllar geçmiş; bir tesadüf müdür, mutlu bir seçim midir? Birbiriyle bir ilişkisi var mıdır, yok mudur?

Onu kendisi daha iyi bilir elbet; çocuklarla, dolayısıyla çocuklukla daima bir arada olacağı bir mesleği olmuş. Halen bir ilköğretim okulunda sınıf öğretmeni olarak çalışıyor. Yani sınıf öğretmeni bir şair Ufuk Aymaz… Şairlerin yaptıkları işle, meslekleriyle şairlikleri arasında bir ilişki olabilir de, olmayabilir de.

Aymaz’ın ilk kitabı “Dünya Nüfusunun Sonuncusu”nu okurken biraz da aslında bir sınıf öğretmeninin sesini, o sese karışan bir ilkokul, o okulun öğrencilerinin yüzlerini, gözlerini, sözlerini duyabilir miyim diye çevirdim sayfaları… Çünkü ilk yapıtlar otobiyografiktir. Şairlerin ilk kitapları da öz yaşamöyküsü bakımından sonrakilere göre daha zengindir.

Anladığım kadarıyla Ufuk Aymaz’ın çocuklukla, özellikle de kendi çocukluğuyla gerilimi hâlâ süren bir ilişkisi var. Aymaz’ın şiirlerinde de öz yaşam öyküsünün yansımalarını buluyoruz. “Zonguldak Hatırası” (s. 27) öyle bir şiir… Şiir şairin çocukluk anılarına çağırıyor okuru. “Çocukluk denilen yırtığı” “babasının bıyıklarıyla dikerek” uzaklaşırken geride ne bıraktığının da bilinmesini istiyor belli ki.

‘BEN AYAKLI BİR ÇELİŞKİYİM’

Yeri gelmişken belirtmek gerekir diye düşündüm. Okur için şiirin hafızasında yer alan yaşantının dramatik yapısıyla oluşan sahne; şiirin sözünün, duygusunun, düşüncesinin paylaşımı için çoğunlukla yeterli olmuyor. Buna karşın Aymaz etkileyici, dramatik sahneler de kuruyor şiirinde. Öte yandan bana yaşam konusunda olduğu gibi, ölüm konusunda da çelişkiler yaşayan bir şair izlenimi verdi Aymaz. Ama zaten yaşam konusu olsun, ölüm konusu olsun; varlık, varoluş, yokluk sorunlarının şairin kafasını karıştırmaması mümkün mü? Ne demişti Satre’nin: “Ben ayaklı bir çelişkiyim”

Kitabın, dolayısıyla Aymaz’ın ilk kitabı olduğu için mazur karşılanabilecek asıl sorunu, dille fazlaca uğraşmamış olduğu izlenimi vermesi. Oysa onda, bu sorunu aşacak cevherin bulunduğuna işaret eden şiirler de var kitapta.

Aymaz için, şiirlerinde oluşturduğu yaşantı sahnelerine, yarattığı atmosfere, anlara rağmen kötümser ya da karamsar demek yüzeysel bir yaklaşım olur. Çünkü yaşama bağlı bir şair Ufuk Aymaz. Belki biraz sorunlu bir bağlılık, ama bağlı. Hem de sevgilisine “yazın bıraktığı o sıcak mıknatısı” bedeninde saklamasını söyleyecek ve onun “pusulasında kuzey olmak” isteyecek kadar… Sanırım benim gibi kitabı okuyan şiir okurları da Ufuk Aymaz’ın, “Dünya Nüfusunun Sonuncusu” olarak kalmayacağını, ama şiirin nüfusuna kaydını yaptırdığını düşünecektir.

arkadaszekaiozger

Arkadaş Zekai Özger

Bu ödül genç şairler için
Arkadaş  Z. Özger Şiir Ödülü için başvurular başladı. Bugüne kadar şiir kitabı yayımlanmamış şairlerin aday olabilecekleri ödüle 15 Mart 2017 tarihine kadar başvuru yapılabilecek.

Ödüle aday olacakların kitap bütünlüğü taşıyan, basıma hazır şiirlerinden oluşturacakları dosyalarını adres, telefon ve özgeçmişlerini de ekleyerek 6 adet olarak Mayıs Yayınları’nın Sakarya Cad. Özkanlar 35 Apt. A Blok, No: 36 / 20, Manavkuyu, Bayraklı – İzmir  adresindeki ödül sekreterliğine kargo, taahhütlü postayla göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekiyor.
Ödül alacak dosya 2017 yılı içinde, telif karşılığı ödenerek kitap olarak yayımlanacak.

Arkadaş Z. Özger’in ölümünün 44. yıldönümünde, 6 Mayıs 2017 tarihinde verilecek ödülün seçici kurulu Sina Akyol, Orhan Alkaya, Gökhan Arslan, Meryem Coşkunca ve Suat Çelebi’den oluşuyor.
2016 yılında ödülü “Geceyle İşlenen” adlı dosyasıyla Meryem Coşkunca almıştı… Coşkunca’nın dosyası aynı isimle kitap olarak yayımlandı.

SÖYLEŞİ… ETKİNLİK…

Toplumsal kırılma noktalarında şiir

Şiir dostları için 24 Aralık 2016’da (bugün) saat 16.00’dan itibaren İstanbul’la Ankara’nın arasında yalnızca Eskişehir vardır tezi bir süreliğine değişecek. “İstanbul’la Ankara’nın arasında şiir vardır” diyenler haklı çıkacak. Çünkü İstanbul’la Ankara’nın ortasındaki Eskişehir’de, Türkçenin iki usta şairi, “kent kültür söyleşi” etkinlikleri kapsamında şiir dostlarıyla bir araya geliyor.
Eskişehir’in şiirli şehir olacağı saatlerde Haydar Ergülen ve Şükrü Erbaş önce Adımlar Kitabevi’nde saat 16.30’daki imzada şiir dostlarıyla buluşacaklar. Daha sonra Haydar Ergülen ve Şükrü Erbaş, Özdilek Sanat Merkezi Oktay Ekinci Sahnesi’nde gerçekleşecek saat 19.30’daki “Toplumsal Kırılma Noktalarında Şiir” konulu söyleşide Eskişehirli şiir dostlarıyla bir arada olacaklar…

Eşkişehir’de imza gününün ardından gerçekleşecek söyleşide şiir dostlarıyla, okurlarıyla buluşacak şairler Haydar Ergülen ve Şükrü Erbaş’ın 2016 yılında yeni şiir kitapları yayımlanmıştı. Haydar Ergülen’in “Öyle Küçük Şeyler” ve Şükrü Erbaş’ın “Yaşıyoruz Sessizce” adıyla çıkan kitaplarını Kırmızı Kedi yayınları şiir okurlarıyla buluşturdu.

UNUTULMAYAN DİZELER…

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Tevfik Fikret


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).