İnsanların ve insan olmayan canlıların ortak şiiri

Elif Sofya’nın feminizm üstünden hayvanlarla kurduğu ilişki hem insanların hem de hayvanların tarafını güçlendirirken içine düşülen ikilemleri de belirtiyor. Otoritenin öldürmeyle sonuçlanan şiddetini vurgu yapıyor.
736kus

Halim Şafak

DUVAR – İnsanlarla insan olmayan canlılar arasında en çok da hayvanlarla eşit bir ilişki kurmak mümkün müdür? Bu soruya ihtiyatla da olsa evet yanıtı verilebilir. İnsanın geçmişi buna istisnalar dışında verilebilecek en iyi yanıttır. Bugün bunun çok uzağındayız. Uzun zamandır özellikle yaşadığımız coğrafyada insanlarla, insan olmayan canlılar aynı kaderi paylaşıyor tecavüz ediliyor, işkenceye uğruyor, ölüyor ve öldürülüyor. Bunun Roboski’de insanlardan sonra katırların da otorite tarafından kurşuna dizilerek öldürülmesine kadar geldiğini düşünürsek insan cinslerinin ve insan olmayan canlıların hayatını da hem kendinin hem de otoritenin zalimliği yani şiddeti karşısında canla başla savunması ve ondan koruması gerekiyor.

Carol j. Adams ‘Etin Cinsel Politikası’nda bunu daha ileri götürüp zenginler tarafından sömürülen emekçi yoksullarla, tüm insanlar tarafından sömürülen hayvanlar arasında duygudaş bir ittifak kurulmasının gerekliğinden bile bahsediyor. (Ayrıntı, 2013) Bu ittifakın otoriteyi yani devleti baştan karşısına alacağının belirtilmesi bile gerekmiyor!

Neden hayvanlarla biz insanlar aynı kaderi yaşıyoruz sorusuna özellikle bugünün dünyasına bakarak bir sürü yanıt bulunabilir. Carol J. Adams’ın hayvanlarla aynı kaderi paylaşmamızın nedenlerinin en başına kadınlarla hayvanlar arasında kurduğu yakınlık unutulmadan belirtilirse her tarafın da kapitalizm tarafından nesneleştirilmiş olması konulabilir. Devlet ve erillik karşısında bütün insan cinsleri ve insan olmayan canlılar için bu söz konusu edilebilir.

Unutulmamalıdır ki Cizre’de, Sur’da ve başka şehir ve kasabalarda insanların yaşadığı zulüm insan olmayan canlıların dışında gerçekleşmemiştir. Kayseri’de ya da başka bir şehirde patlayan bombayla yalnızca insanlar ölmemiş ve yaralanmamıştır. Tersine her türden şiddet hepsini nesneleştirerek ayrımsız hedef seçmiştir. Dünyanın insanı ve insan olmayan canlıların doldurulduğu, üst üste yığıldığı bir ölüm çukuru haline gelmesinden korkuyoruz ama bu bir yandan da John Holloway’ın belirttiği gibi bizi umudu öğrenmeye zorluyor. (İktidar Olmadan Dünyayı değiştirmek,2011 )

Bu noktada hapishaneleri, kampları, hayvan barınaklarını da birbirinden ayıran hiçbir şey yoktur, hepsi hapishanedir. Şehrin soylulaştırılması ve mutenalaştırılması için bizimle periferiye sürülmüş insan olmayan canlılar da hapishane arkadaşımızdır. O zaman hem birlikte yaşamayı savunmak hem de otoriteye karşı birlikte direnmek gerekir. Buradaki birlikte direnme arzusunun asıl işaretlemeye çalıştığı ise her türden otorite karşısında birlikte yaşamadan başka bir şey değildir.

Bunun yazılan şiirde de karşılık bulması beklenmelidir. Şiir en azından baştaki doğa ve insan olmayan canlılara dönük insan merkezli tavrını gözden geçirmeli ve baştaki eşitliği geri çağırmalıdır. Elif Sofya şimdiye kadar yayımlanmış üç kitabıyla şiirde bunu yapmaya çalışanların başında geliyor.

‘BENİ  BİR ORMAN ÇAĞIRIYOR’

Şairin özellikle kadınlar üstünden hayvanlarla kurduğu ilişkiyi devlete ya da başka otoritelere karşı direnmeye ve isyana dönüştürmesini önemli buluyorum. Bunun asiliği ve aynı asiliğin ürettiği politiklikle de uyumlu olduğunu düşünüyorum. Buradaki otorite ya da devlet karşıtlığının aynı zamanda kapitalizm karşıtlığı anlamına geleceği/geldiği ise baştan belirtilmelidir.

Bu karşıtlığın kapitalizmin enternasyonalizmi karşısında yine ona karşıtlık temelinde derelerden çaylara, dağlara taşlara doğru genişleyen insanı ve insan olmayan canlıları kendine dâhil eden başka ve karşı bir enternasyonalizmi çağırdığı hatta örgütlediği de söylenmelidir.

Kapitalizmin şehirleri, karaları suları tanzim etmeye çalıştığı ve büyük ölçüde de yaptığı bir dünyada bu enternasyonalizm Endülüs’teki Marinaleda köyünden Gezi Parkı’na ordan bostanlara ve Karadeniz’in derelerine kadar duyduğumuz ve çağrısına uyduğumuz sestir. Her canlandırmada ve direnişte insanlar da insan olmayan canlılar da birlikte otoriteye karşı direnmiş ve öyle yaşamışlardır. John Holloway’ın balkonunda saksıda çiçek yetiştirenle birlikte sokakta dans edeni de devrimci bulması da (agy) Todd May’ın bu canlandırma dediği şeyle ilgilidir. (Şiddetsiz Direniş,2016)

elifsofya

Elif Sofya şiirinde “beni bir orman çağırıyor” derken okurun da bu çağrıya kulak vermesini baştan talep eder. Bu çağrı şaire göre bir yanıyla “düzen parçalayan karmaşa”dan başka bir şey değildir. Doğanın kaotik düzeni böylelikle insanlığın otoriteye karşı direnişine dâhil olmakla kalmaz onu şehvetle kışkırtır. Böylelikle “Kuşlar kuşatıyor kışlaları” dizesi tam da burada büyük insanlığın ortak arzusu haline gelir. Arkasından sokakları dolduran “yeryüzüne özgürlük!” sloganı da kapitalizme karşı dünyanın ortak sloganı olur, olmuştur.

Elif Sofya’nın feminizm üstünden hayvanlarla kurduğu ilişki hem insanların hem de hayvanların tarafını güçlendirirken içine düşülen ikilemleri de belirtir : “Hangi ölüme karşı dursak/Midenizde kuzular kuşlar…” vardır. Şair “Düzde katırlarla köylüler parçalanıyor” derken otoritenin öldürmeyle sonuçlanan şiddetini belirtmekle kalmaz bir yandan da başta andığım insanlarla doğanın ortak kaderine bir kez daha ısrarla vurgu yaparken Carol J. Adams’ın altını çizdiği gibi insan ve hayvanların ıstıraplarını kutuplaştıramayacağımızı yani birbirinden ayıramayacağımızı somutlaştırmakla kalmaz birbiriyle ilişkili olduklarını da şiirle hatırlatmış olur.

Tarih dediğimiz şey hem insanların hem de insan olmayan canlıların tarihi ve daha yazılmamıştır. İkisinin kapitalizme karşı mücadelesi başka dünya kadar bugün ve gelecek talebidir. Elif Sofya’nın “ters düşünce”(2005), “düzensiz” (2010) ve “dik âla” (2014) adlı şiir kitapları insan ve insan olmayan canlılar için kapitalizme karşı ortak mücadele çağrısı olduğu kadar birlikte yaşama arzusunun sonucu olarak kabul edilmeli şairin “Bana iyi bak ben/ Sonra hayvan olacağım/Sonra çağlar dökeceğim tarihine dünyanın” arzusu da insanlığın ortak çağrısı olmalıdır.