Mülkiyeti geri almak mümkün mü?

Marysia Lewandowska ve Laurel Ptak'ın derlediği “Mülkiyeti Geri Almak?” kitabı Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Kitap mülkiyetin sınırlarını sorgularken aslında 21. yüzyıl sosyal yaşamında belirleyici birtakım değişikliklerin hayal edilebilmesinin somut çabalarına dikkat çekiyor.

Yağız Alp Tangün  yagizalptangun@gmail.com

 

Bilme arzusu, hayatın sürmesi için gerekli olan bilgiyi bulmayı motive eder fakat bununla yetinmeyip aynı zamanda bir serüvenin yola çıkış heyecanını, hazırlıklarını ve sürpriz akışlarını kendi arayış güzergâhıyla örer. İnsanın kendinden başlayan bilme ihtiyacını giderme çabası öyle ya da böyle insanlığın ortak çabasına mal olmuştur. Belki bu sebeple bilginin, üretim süreci bakımından hiçbir zaman tekil sınırları olan bir hikâyeyi içermediğini söylemek mümkün olabilir. Çünkü bilginin, telif haklarıyla cebe indirilmeden evvel anonim biçimde tortulaşmış birikiminde kolektif bir emeğin harcandığını görebilmek; aynı bilginin çitlenmiş alanlarda pazarlanması ve tüketilmesi esnasında da yine kolektif bir unutuşun olduğunu hatırlatacaktır.

“Hangi bilgi kim tarafından, kimin için ve nasıl üretilir?” bilginin ve kültürün üretimi hakkında etraflıca düşünmemizi sağlayacak, dönüp dolaşıp bakmamız gereken genel bir soru olarak not edilmeli. Bugün üstüne daha çok düşülmesi gereken bu sorunun cevabına dair derinlemesine bir okuma ve güncel takip fırsatı sunan çalışmalardan birisi de Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan, Marysia Lewandowska ve Laurel Ptak tarafından derlenen “Mülkiyeti Geri Almak?” kitabı. Mevzuyu gündelik hayat, sanat, tohum bankaları ve tarım uygulamaları, internet mecralarındaki ekonomik üretim gibi pek çok farklı alandan örnekle tartışan kitap mülkiyetin sınırlarını sorgularken aslında 21. yüzyıl sosyal yaşamında belirleyici birtakım değişikliklerin hayal edilebilmesinin somut çabalarına dikkat çekiyor.
mulkiyet

Kitabın giriş yazısından önce okuyucuya düşünce güzergâhını hayal etmesi için bir harita sunulmuş. Haritada “sanat, yaratıcılık ve fikri mülkiyet” olmak üzere üç başlıktan ayrı ayrı çıkıp yeni kelimelere bağlanan, düğümlenip birbirine dolanan yollar var. Mülkiyeti kavrayan geleneksel okuma biçimlerinin yetersiz olduğunu düşündüren, sınırları belirsiz bir harita bu -çağın sınır tartışmalarına binaen “mülteci krizi”ni anımsatırcasına, sınırların varlığını sorgularcasına.

Lewandowska ve Ptak kitap projesine başlarken, “Kültürün, enformasyonun ve bilginin sahibi kimdir ve günümüzde bunların üretiminin ve dolaşımının koşulları, siyaseti ve ekonomisi nelerdir?” sorusundan hareket ettiklerini söylüyorlar. Dert edindikleri soru etrafında bu kitabın yayına hazırlanışını da sorunsallaştırmışlar. Dört yıla yayılan hazırlık ve yayın süreci boyunca kitabın üretimine neden olan toplumsal süreçler gözetilmiş, pek çok katılımcı arasında bağlantılar kurulmuş ve bu işleri kolektif biçimde kotarmaya çabalamışlar. Hatta gündeme getirdikleri fikri mülkiyet ve telif hakları tartışması bakımından bir çitlemeyi aşıp birtakım hakların dahil edilmemesi ve ücretsiz bir versiyonun internet dolaşımı için yayıncı ile anlaşmışlar. Yazarların yanı sıra inisiyatif, stüdyo, dijital arşiv gibi üreticiler de yaptıkları projeler hakkında yazılarla kitaba katkıda bulunanlar arasında. Bu anlamda güncel kalkışmaları içermesi ve şevklendirici bir etki yaratması çağın koşullarına içkin.

Telif haklarının ya da mülkiyetin sınırlarının tartışılmasına ilişkin üç tane de söyleşi bulunuyor. Bunlardan biri aktivist Rasmus Fleischer ile Ptak’ın yaptığı söyleşi. Fleischer gündelik hayatı nasıl değiştirebiliriz ve yeni siyasi aktivizm formlarını nasıl bulabiliriz derdiyle sahaya çıktıklarını belirtiyor. İsveç’te dosya paylaşım kültürünün ortaya çıkmasıyla birlikte bilginin, dolaşımı ve mülkiyetinin aşılması konusunda dijital bir hareket alanının doğduğundan bahsediyor. Bu sebeple Youtube gibi merkezi arşivler yerine BitTorrent gibi dağınık arşivlerin anonim ve dağıtımcı/katılımcı niteliğine dikkat çekiyor.

İnternetteki paylaşım ve dolaşım ağı, tam da 21. yüzyılın farkını ortaya koyan mülkiyete dair algıyı dönüştürme pratikleri bakımından oldukça verimli. Ptak tarafından Marina Vishmitd ile yapılmış olan diğer bir söyleşide, Vishmidt dijital bir ekonomi içindeki meta biçimini okurken geleneksel ve neoklasik ekonomik paradigmaların yetersiz kaldığını ifade ediyor. Yine ilgi ekonomisi değinisi bu bağlamda, dijital emeğin üretiminde sömüren-sömürülen rolleri arasındaki ilişkinin karmaşıklaştığını gösteren önemli bir örneği işaret ediyor.

mulkiyet2

BİLİNÇLİ TÜKETİCİ OLMAK

21. yüzyıl siyasal kültüründe kendi nişini bulan yerel arayışlar, bugün için toplulukların oluşumunu inisiyatif alışları ve böylelikle müştereklerin sınırlarını birlikte tayin etmeyi önemsiyor. Claire Pentecost da tüm dünyada yaşanan tarımsal tehdide karşı tohum bankalarını hayata geçirecek olanların, iradesiz bırakılmış insanlar değil Navdanya modeli gibi projeler sayesinde bilginin üretiminden kendini sorumlu hisseden ve yerelde harekete geçen insanlar olacağına inanıyor. Bilginin, kültürün çitleme evvelindeki kolektif üretiminin görünür kılınması ve unutulmamasıyla ilgili derdi Kuba Szreder, arıların hakiki rolünün bal üretmek değil orkideleri ve ekili alanları tozlaştırmak olduğunu ve bal üretmenin tozlaşma sürecinin bir yan ürünü olduğunu metaforlaştırarak anlatıyor. Böylece odak bal üretiminden, bal üretimini önceleyen arıların tozlaşma emeğinin görünürlüğüne ve belleğine kayıyor. Görünmeyen anonim emeğin kıymeti not düşülüyor.

Mülkiyetin geri alınması bir devir teslimden ziyade kamusal olanın sınırlarının belirlenmesi ve o mülkün herkese ait kılınarak sahipsizleştirilmesi ihtiyacına denk düşüyor ve bu tavrın giderek siyasi bir refleks haline dönüşebilmesinin önemi gündeme getiriliyor. Bu çerçevede üretici olmak kadar üretilen ürünlerin bilinçli tüketicisi olmak da mühim. Mesela İngiltere’de hayata geçen bir telif hakları ihlali ve müzik kaynaşması için dijital bozuma uğratılmış versiyonlarını, bağbozumu şenliği gibi www.openmusicarchive.org/undoingproperty adresini ziyaret ederek dinleyebilir ya da indirebilirsiniz. Belki de arabaya binip emniyet kemerini takarken patentini alıp kullanımını serbest bırakması sayesinde, yüklü miktarda kazançtan vazgeçip hayatta kalmanın tasarımını/bilgisini gözeten Nils Bohlin’e minnet duymayı hatırlarız.

emniyet

Nils Bohlin’in patentini alıp kullanımını serbest bıraktığı tasarımı.

yenicikanlar

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Marysia Lewandowska kimdir?

Marysia Lewandowska, yaptığı işbirlikleriyle acımasız özelleştirmenin karakterize ettiği bir çağda medya arşivleri, koleksiyonlar ve sergilerin kamusal işlevini araştırmış, Polonya doğumlu, Londra merkezli çalışan bir sanatçı. Çalışmaları eleştirel olarak başkalarının mülkiyetini araştırıyor. İyelik sorunlarıyla ilgilenen son zamanlardaki projeleri arasında Tender Museum (2009), How Public Is the Public Museum? (2010), Re-Distrubuted Archive (2011), “Publishing in Process: Ownership in Question” (Laurel Ptak ile, 2012), Open Cinema (Solin Fournier ile, 2012) yer alıyor. Stockholm’deki Konstfack’te kamusal alanda sanat profesörü.

Laurel Ptak kimdir?

Laurel Ptak, New York’ta yaşayan bir güncel sanat küratörü. Tensta konsthall’de yardımcı küratör ve New School’da ders veriyor. Son zamanlarda işbirliği yaptığı projeler arasında, Elizabeth Foundation for the Arts’taki, borcun ekonomik ifadesinin bir parçası olarak estetik ve duygulanımla ilgili boyutlarını tartışan “To Have and to Owe” ve Tensta konsthall’deki, özel olarak sahip olunan ile kamusal olarak paylaşılan şeylerin dünyanın çeşitli yerlerinde tartışıldığı bir zamanda, değişen üretim, mülkiyet, iyelik ve mübadele nosyonlarına odaklanan bir dizi kamuya açık seminerden oluşan “Publishing in Process: Ownership in Question” yer alıyor.