Ahmet Taşgetiren'den iktidara iki uyarı

"Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde diyelim CHP’nin gösterdiği adayın seçilme ihtimali yüksek olsaydı, Ak Parti böyle bir sistem değişikliğine gider miydi..." "Ak Parti kendisini bugüne kadar hiçbir şekilde bu Tek Parti dönemi ve onun icracısı olan siyasi kadro ile bütünleştirmedi..."
Ahmet Taşgetiren

DUVAR – Star gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, köşesinde kaleme aldığı iki yazıyla AK Parti iktidarına başkanlık sistemi öngören anayasa değişikliği konusunda eleştiri ve uyarılarda bulundu.

Taşgetiren, 8 Ocak’ta yayınlanan Sistem kurarken… başlıklı yazısında özetle şu görüşleri dile getirdi:

“Rejim değişikliği mi – Sistem değişikliği mi?” tarzında bir tartışma sürüyor. CHP tartışmayı klasik rejim değişikliği zemini üzerinden yürüterek bu konuda duyarlı çevrelerde bir alerji oluşturmaya çalışıyor. Ak Parti de “Rejim değişikliği değil sistem değişikliği” diyerek, o alerjiyi bertaraf etme çabasına giriyor.
Ben burada şayet söz konusu olan “sistem değişikliği” ise onun da çok önemli olduğunu, onu tanzim ederken de ülkenin bütün zamanlarını düşünmek gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Şöyle bir soru sorayım:

– Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde diyelim CHP’nin gösterdiği adayın seçilme ihtimali yüksek olsaydı, Ak Parti böyle bir sistem değişikliğine gider miydi?

Bunun ortak cevabının “Hayır” olduğunu, Türkiye’de, Ak Parti çevresi de dahil herkes biliyor.

Böyle bir tesbitin anlamı, Ak Parti’nin “Cumhurbaşkanlığı sistemi”ne geçişinin, Cumhurbaşkanlığına Tayyip Erdoğan’ın seçileceğini garanti görmesinden kaynaklanıyor olmasıdır. Ak Parti olarak bu işi bir “sisteme bağlamak” ise, sadece önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini değil, bundan sonraki bütün zamanlarda seçimi Tayyip Erdoğan gibi birisinin kazanacağını öngörmek anlamına geliyor.

Şayet şöyle olsaydı, “İster önümüzdeki seçimi, ister sonraki seçimleri, mesela Ahmet Necdet Sezer gibi birisinin kazanmasında herhangi bir mahzur yok, onun partili olmasında ve Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına verilen yetkileri kullanmasında bir sakınca yok” diye düşünülebilseydi, ben katılmasam bile, Ak Parti açısından tutarlılıktan söz edilebilirdi. Ama Ak Parti, onu kendi tabanında savunamazdı. Yani bu yetkileri CHP’nin seçtirdiği bir cumhurbaşkanı da kullanacak dendiğinde Ak Parti tabanı, bunun nelere mal olacağını düşünür ve o yapıyı asla desteklemezdi.”

AK PARTİ KENDİNİ TEK PARTİ DÖNEMİ İLE ÖZDEŞLEŞTİRMEDİ

Ahmet Taşgetiren’in bu günkü köşesinde yayınlanan Referanslar? başlıklı yazısında yer alan eleştiri ve uyarılar da özetle şöyle:
‘Anayasa görüşmeleri ilginç tartışmalara sahne oluyor. Söz konusu olan temel bir devlet metni olduğu için, farkında olarak olmayarak temel perspektifler ortaya konuyor.

Mesela Meclis’teki ilk günkü görüşmede Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile CHP’lilerin içine girdiği tartışma, temel perspektifler itibariyle nerelere gidilebileceğinin ilginç örneğini sergiledi.

En tartışmalı alanlardan birisi “Partili Cumhurbaşkanı” konusu ya, işte o konuda Bozdağ çarpıcı bir değerlendirme yapıyor. Diyor ki:

“Partili cumhurbaşkanı olur mu? Partili Cumhurbaşkanı olması Türkiye’nin yeni tanıştığı bir şey mi? Yeni tanıştığı bir şey değil. Bakıyoruz, cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk partili mi? Partili. Milletvekili mi? Milletvekili. Genel Başkan mı? Genel Başkan. Cumhurbaşkanı mı? Cumhurbaşkanı.”

Bakan, aynı örneği İnönü için de veriyor, şöyle diyor:

“İsmet İnönü partili, milletvekili, genel başkan, cumhurbaşkanı. Ne oldu, tarafsızlığına halel mi geldi? Bizim yaptığımız Atatürk anayasalarına dönmektir.”

Bakan’ın örnek verdiği dönem Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (sonradan partisi) tek parti olarak ülkeyi yönettiği dönem. Mustafa Kemal’in “Tek Adam” İnönü’nün “Milli Şef” diye nitelendiği ve daha ötede kutsandığı dönem. “Tek parti” dönemi de, kendine özgü hukuku, siyaseti olan, Jakoben (Tepeden inmeci) devrimlerin icra edildiği, “Halka rağmen halk için” yaklaşımının hakim irade haline geldiği ve Demirel’in ifadesiyle, uygulamalar sebebiyle “Milletin devlete küstüğü” dönem. Evet İstiklal Savaşı sonrası, evet olağanüstü şartların içinden çıkılmış, ama özellikle Toplum – Din ilişkilerinde gerçekleştirilen uygulamalar sebebiyle milletin “Biz bunu hak etmedik” dediği dönem. Yargının İstiklal Mahkemeleri dönemi yaşadığı, siyasetin hakim irade ile aynı role soyunmadığı gerekçesiyle parti kıyımlarına sahne olduğu dönem. 1950’de ondan kurtulup çok partili hayata geçildiğinde milletin rahat nefes aldığı ve Demokrat Parti’ye sığındığı dönem.

Ak Parti kendisini bugüne kadar hiçbir şekilde bu Tek Parti dönemi ve onun icracısı olan siyasi kadro ile bütünleştirmedi. Aksine Menderes, Özal ve Erdoğan’ın fotoğrafları yan yana asıldı, üstelik birçok konuşmasında Tayyip Bey, o dönemlerdeki zulmü gündeme getirdi.

Pazar günkü yazımın kimi Ak Parti çevrelerinde yadırgandığını biliyorum. Ne diyeyim. CHP’nin şu andaki ruh haline bakıp yeniden değerlendirsinler. Sayın Bozdağ dahi…