Diyar-ı tarumar

Yeni Devlet, yaptığı işlerle gurur duyuyordu. Ey yücelerden yüce yeni devlet, bütün bunların bir bedeli vardır..

Nevin Ferhat-Kemal Baş

Her şeyin bir ‘yer(i) ve zaman(ı)’ vardır. İnsan bu belirli yer ve zamanı yakalamak isterken, aynı zamanda o yer ve zamanı dondurmak ister. Ve fotoğraflardan önce anıtlarda, kitabelerde dondurulmuştur yer ve zaman. Denilebilir ki bu ölü bir zamandır, denilebilir ki her şey gelmiş ve geçmiştir ve artık yeni bir devlet var.

“…Böyle oldu konuşması. Kyros onun bağlarını çözdü, yanına oturttu ve pek iyi, pek hoş tuttu; kendisi ve çevresindekiler ona hayranlıkla bakıyorlardı. Kroisos düşüncelere dalmıştı, sesi çıkmıyordu. Sonra dikkati Lydialıların kentini yağma eden Perslere kaydı: “Kral” dedi, “şu gördüklerim karşısında aklıma gelenleri söyleyeyim mi, yoksa susayım mı?”
Yeni Devlet, zaferle taçlandırılmış duble yolları arşınlarken, yol boyunca yaptığı barajlara, HES’lere bakarak gururlanıyordu ve yürüdükçe ayaklarının altında kalan uygarlıkların ezilmesinden garip bir keyif alıyordu. Göğe yükselen yıkımın ve yağmanın toz dumanı içinde, buharda ısınan bayat simitlerle yüklenmiş çocukluğunu hatırladı. O simit, o buhar, ahşap ev… derken yer ve zaman olmaksızın şeyleri hatırlamanın imkansız olduğu düşüncesine gidecekken, zaman ve mekan üstü Tanrıyı görsek bile tam da bu nedenle hatırlanamayacağı gibi bir düşünceye gönül verdi ve gönlü böyle düşünmek günah deyince yükselen alkış seslerinin ayırdına vardı. Tuhaf bir biçimde çok eski bir hikâyenin içinde olduğunu duyumsadı.
“Kyros istediğini istediği gibi söyleyebileceği cevabını verdi. Ve Kroisos ona sordu: “Bu kalabalık ne yapıyor böyle canla başla?”- “Senin kentini”” dedi Kyros, “yağma ediyorlar, varını yoğunu paylaşıyorlar.”
Uygarlıklardan kalan her bir parçaya bakarak “kimindi” şimdi bunlar diye düşünüp durdu gözleriyle. Grekler, Romalılar, Asurlular, Hititliler ve Urartular geldi gözbebeklerine. Atlarıyla, gür sesleriyle, kılıçlarıyla mızraklarıyla o yüce kralları hatırlayıp onlara öğündü. Bunlar, şimdi, yeni olan devletin, yani bizim miydi? Ama hiç bize aitmiş gibi görünmüyorlardı diye düşündü gözleri.
Kroisos cevap verdi: “Yağma ettikleri benim kentim, benim varlığım değil; bunların hiçbiri benim değil artık: yağma ettiklerinin, alıp götürdüklerinin hepsi senin malın.”*

Her biri görkemliydi ve bizi bize unutturacak kadar göz alıcıydı doğrusu. Yeni olan devlet, birden kâbusuyla karşılaşmıştı. Bu tarih dedikleri, hani bizden önce olan bize yokluğumuzu ve köksüzlüğümüzü hatırlatıyor. Onlar yok edilmeli, parçalanmalı ve satılmalı diye buyurdu. Ey ulu yeni devlet sonsuz yaşam vadeden su perilerinin kenti Allianoi ne olacak, Ey uluların ulusu yeni devlet cennet ile dünya arası bir köprü olan Hasankeyf’i ne yapalım. Tek tek kırmakla, parçalamakla tükenmez ki bu şehirler. Barajlar, HES’ler ne güne duruyor, hem yeni devletimizin kasası için renk renk paralar gerekli. Ey uludan ulu yeni devlet, büyük ya da küçük anıtları, tapınakları olmayan, dağı taşı kutsal olan ve içinde eşi benzeri görülmemiş dağ keçilerinin yaşadığı, kızıl toprağa kök salmış meşelerle nefes alan Dersim için ne buyurursunuz? İlk önce, ormanlarını ateşe verin! Sonra barajlar yapın, kurban kestikleri, adak adadıkları dağ da taş da sular altında kalsın ve geri dönecekleri bir toprakları, topraklarında anıları, sevdaları, masalları olmasın!

Ey yücelerden yüce yeni devlet, barajları, HES’leri yapalım, ormanları ateşe verelim, o güzel tapınakları, kayadan kentleri suyla boğalım; yeni devletin kasaları da dolsun, ancak bütün bunların bir bedeli vardır. Yeni devletinizin insanlarının aşklarını, gönüldeki dertlerini, hasretliğini, düşmanlığını anlatabilmelerini sağlayacak ne dağ ne taş ne ağaç ne nehir bırakırsınız. Türlü türlü bitkiler, hayvanlar soylarıyla, sesleriyle yok olacak. Olsun dedi Yeni devlet, yıktığım devletin eşi benzeri olmadığı gibi kuracağım devletin de eşi benzeri olmayacak. Ey yenilerin en yenisi devlet bilmez misin hava limanlarının, barajların al mendilli öykülerinin, türkülerinin olmayacağını! Demem o ki, ey uludan ulu yeni devlet ne kendinize yurt edineceğiniz ne de sevebileceğiniz bir toprak kalır geride…

Yeni devlet buyruklar, konuşmalar akışından çıkmış, kendisine böyle cevap veren kişinin kim olduğuna bakmak için başını sesin geldiği yöne doğru çevirdi, ama hiç kimseyi göremedi. Onunla konuşan kişi her kimse sır olup gitmişti.

* Herodotos Tarihi, I. Kitap, 88, 8. Baskı İş Bankası Yayınları, 2012.


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.