Bizim Kral: Metin Oktay

Bugün Metin Oktay'ın sonsuzluğa göç edişinin yıldönümü... Çok yeteneklidir; ama biz onu örneğin vurduğu topun 'fileleri yırtacak' sertlikte olmasından daha çok vicdanlı olmasıyla hatırlıyoruz...

Yüksel Işık

Tarih, mesleğinin gereğini yerine getirirken üstün maharet sergileyen pek çok insan görmüştür.

Meslekler tarihi üzerine sıkı bir araştırma yapıldığında, işini iyi yapan koşucusundan duvar ustasına, öğretmeninden mühendisine, peynircisinden çaycısına kadar pek çok isme rastlarsınız.

Ama zaman geçtikçe karşınıza yeni isimler çıkar.

Örneğin 100 metre rekoru, 10.6 saniye ile başlamış; bugün 9.58.

Koşullar değiştikçe yeni rekorların gelmesi ve eskilerin, yenilerin gölgesinde kalmaları kaçınılmaz.

‘AMA BU YÜREK’

Diyor ya, Nazım:

“Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların 
                            zarurî neticesi bu! 
                                                      deme, bilirim! 
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek 
          o, bu dilden anlamaz pek.”

İşte o “yüreğin dili”dir, insanı tarihe yazdıran!

Umarım anlatabilmişimdir; elbette Metin Oktay’dan bahsediyorum.

Onun da rekorları var!

Avrupa kupalarında gol atan ilk Türk futbolcudur örneğin.

Attığı gol, fileleri yırtan başka futbolcu tanımıyorum.

Onu,“futbolumuzun tavanındaki en güzel avize” diye tanımlamış Hakan Dilek.

Öyledir!

‘ÜÇ FİDAN’ İÇİN İMZA!

Çok yeteneklidir; ama biz onu örneğin vurduğu top, “fileleri yırtacak” sertlikte olduğundan daha fazla vicdanlı olmasıyla hatırlıyoruz.

Vicdanı, iyi top oynamak kadar iyi insan olması gerektiğine ikna etmiştir onu ve “taçsız kral” Metin Oktay, bir başka Metin, “sol açık” Metin Kurt’un sendikalaşma çabası nedeniyle “açlığa mahkûm” edildiğini öğrendiğinde, hiç tereddütsüz onu bulur ve şöyle der:

“Ben senin hem ağabeyinim, hem de solcuyum. Solculuk sadece sana mı kaldı? Buraya gelmem, seni aramam futbolun dışında, senin solculuğundan, benim solculuğumdan.”

Yalnızca “iyi insan” değil; aynı zamanda “kırk günlük yolda yaprak kımıldasa, bulunduğu yerde ürperen” biridir.

Örneğin, “Üç Fidan”ın, yani Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un idam edilmemesi için imza toplamaktan da geri durmaz.

“Bu kadar mı?” diye geçirebilirsiniz içinizden.

Hayır; daha fazlası da var!

Oynadığı futboluyla herkesi hayran bırakmıştır kendine.

SEVENLERİMİZE İHANET ETMEYELİM!

Bu “hayranlık” nedeniyle “ezeli rakip” Fenerbahçe de onu transfer etmek ister.

Ama o Galatasaraylıdır ve Fenerbahçe’nin 20 bin lira teklifine karşılık, Galatasaray’ın 8 bin lirasına seve seve imzayı atar.

Fenerbahçe, hiç vazgeçmemiştir ondan!

1957-58 sezonunun ön günleridir.

Averajla Galatasaray’ı geride bırakarak şampiyon olmuş Fenerbahçe, kadrosunu güçlendirmek için gözünü yeniden Metin Oktay’a dikmiş; mutlaka transfer etmek istemektedir.

Bir plan yapılır ve o plan gereği, Metin Oktay, Fenerbahçe ikinci başkanı Müslim Bağcılar ile tesadüfen karşılaşmışlar gibi bir restoranda buluşturulur.

Buluşmanın “tesadüf” olmadığını anlayan Metin Oktay, kendisine yapılan bu “emrivaki”ye çok kızar. Ancak gene de nezaketini yitirmez. Zira O, futbol tarihimizin gördüğü en “efendi” futbolcudur.

Sesini çıkarmaz ve “Müslüm Başkan” ile yemek masasına oturur.

Anlatılanlara göre “Müslüm Başkan”, kendisine imzalı ve rakamsız açık bir çek uzatır.

Metin Oktay, bir çeke bakar bir “Müslüm Başkan”a…

“Müslüm Başkan”, “İstediğin rakamı yaz, yeter ki Fenerbahçe’ye gel” diye sözünü tamamlar.

İşte o an, Metin Oktay, kendisini “taçsız kral” yapan o meşhur sözü söyler:

“Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba”!

Galatasaray Futbol Okulu’nda 18 tane Metin’in aynı anda bulunması tesadüf değil; çünkü kendisine “ya ben ya Galatasaray” diyen nişanlısına, “Elbette Galatasaray, çünkü o daha vefalı” diyecek kadar da kadirbilir birisi.

Bugün onun sonsuzluğa göç edişinin yıldönümü.

Anısına saygıyla!


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.