Adalet yürüyüşü ve siyasi etkileri…

Adalet Yürüyüşü siyasi ve toplumsal hayatımızı sarsmış, üzerimizdeki “ölü toprağını” atmış ve en önemlisi demokrasi, özgürlük alanında umutlarımızı tazeleyen bir etki yaratmıştır. Şimdi CHP liderinin bu toplumsal dalgayı arkasına alarak yerel ve genel seçimler ile cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmaya odaklanması gerekiyor. Bunun için diğer siyasi ve toplumsal çevrelerle çok geniş bir siyasi mutabakat zeminini oluşturmak ve bu zemini bir siyasi manifesto üzerinde uzlaştırarak ülkeyi bu karanlık günlerden çıkarmanın yollarını bulması gerekiyor.
images

.

Mustafa Paçal  

Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’ne başlaması, öncesi olmayan ve hızlı gelişen bir eylem olarak kamuoyu ve siyasetin gündeminin ilk sırasına oturduğunda, hemen tüm değerlendirmelerde kimi çekinceler ve kimi eleştiriler vardı.

O kadar ki bu yürüyüşü önemsizleştirmek ve gündemden düşürmek için AKP iktidarı ve onun medyası ile kimi Kürt/sol ve CHP içi çevreler adeta birbirini tamamlayan açıklamalarda ve davranışlarda bulunuyorlardı.

Yürüyüş ilerledikçe önce “hele dur bakalım ne olacak?” tavrı bunun yerini aldı.

Sonrası yürüyüş kendisine daha geniş bir destek alanı bulunca iktidar çevresine bir sessizlik hakim oldu ve diğer eleştiri yapan çevreler de ya destek vermeye başladılar veya susmayı tercih ettiler.

Tüm bunlar bize, bir siyasi liderin bu kadar uzun bir yürüyüşe ve bu kadar birleştirici bir sloganla çıkabileceği ve büyük oranda başarılı olacağı konusunda hazırlıklı olmadığımızı gösterdi.

Ve yürüyüş günleri ilerledikçe ve Adalet Yürüyüşü’ne olan destek her geçen gün çeşitli çevrelerin desteği ile arttıkça ve yürüyüşün kitleselliği güçlendikçe toplumsal kanıksama ile birlikte hemen tüm açıklamalar daha dengeli ve olumlu gelmeye başladı.

Erdoğan bile “izin veririm” demek zorunda kaldı.

Gerçi izin verip vermemek olukça sorunlu ve buyurgan bir ifade de olsa onu bu duruma yürüyüşe olan katılım ve verilen güçlü toplumsal destek getirdi.

Yaklaşık bir ay süreyle gündemi sarsan bu yürüyüş hakkında özellikle Kılıçdaroğlu’nun siyasetine yönelik “pasif” eleştirileri yerini daha olumlu tespitlere bırakırken özellikle yürüyüşün CHP içine doğru etkileri çok kısa zamanda kendini gösterdi.

Ve Kılıçdaroğlu bu eylemiyle parti içi birliği hızla sağlayarak parti genel başkanlığından parti lideri durumuna kendini getirmiş oldu.

Özellikle Deniz Baykal ve Muharrem İnce ve diğer parti içi muhalif çevreler yürüyüşün siyasi ve toplumsal etkisi altında destek vermek başka bir şey yapamadılar.

Ancak yürüyüşün yarattığı siyasi etkinin CHP içinde bununla sınırlı kalmayacağını en azından öyle düşündüğümü belirtmek istiyorum.

Bu sürecin CHP içinde siyasi yol haritasının değişmesi ve daha mücadeleci bir “sosyal demokrat parti” çizgisine çekilmesine neden olmasını ve en önemlisinin mağdurların ve adaletsizliğe uğramış olanların siyasi temsilcisi olunmasının hedeflenmesi gibi önemli siyasi değişimlere de neden olabileceğini düşünüyorum.

Buraya kadar yürüyüş kararı, adalet sloganının birleştiriciliği ve bunun CHP içine doğru olası gelişmeleri yorumlamaya çalıştım.

Şimdi ise 9 Temmuz mitingi ve bu sürecin CHP dışındaki siyasi etkileri konusunda düşüncelerimi söylemeye çalışacağım.

Yürüyüşün CHP dışına doğru etkilerinin başında AKP’nin siyasi tabanında ve toplumsal çevresinde yarattığı erozyon geliyor.

Tahminim 15 Temmuz gösterileriyle bunu gidermeye çalışacak olsalar da bu erozyonun pek çok siyasi ve ekonomik nedenle artacağını düşünüyorum.

Bu durum Erdoğan’ı OHAL’li uzatarak daha sert davranmaya itebilir.

Bu tercih de yıpranmanın hızını arttırır.

Ve bu erozyonun yaratacağı siyasi boşluğu CHP ve Kılıçdaroğlu’nun nasıl dolduracağı başlı başına ayrı bir sorunu oluşturur.

Bu nedenle; AKP’nin gerek parti içi ve gerekse hükümet içinde gideceği değişiklikler tamamen tabanı ve seçmeni yeniden konsolide etmeye yönelik olacaktır.

Kılıçdaroğlu’nun miting konuşmasına gelince genelde ve daha çok referandum sonucu ortaya çıkan yüzde 50’lik bir çoğunluğun ve o çoğunluğun içindeki farklılıkların yani birkaç kesiminin “hassasiyetlerini” dikkate alarak hazırlamış olduğu gözleniyor.

Bu kesimler mütedeyyin çevreler, milliyetçiler ve ulusalcı Kemalist çevrelerden oluşuyor. Konuşma bu çevrelere mesaj verirken haklı olarak hukuksuzluğa ve adaletsizliğe uğramış olanlar için içi bolca dolu olan bir konuşma oluyor.

Bence konuşmanın kapsadığı bu tablo yeterli olmadı.

Oysaki yürüyüşün Edirne’ye kadar uzatılması ve Kandıra sapağında HDP heyetiyle buluşarak birlikte yürümek ve sonra HDP’nin mitinge destek vereceğini açıklamış olması bu konuşma içinde Kürtler, Kürt sorununa değinmeyi ve Selahattin Demirtaş’a selam göndermeyi hak ediyordu.

Olmadı.

Olması gerekirdi.

Tüm bunlar Adalet Yürüyüşü’nün toplumsal ve siyasi etkilerinin yine de çok olumlu olduğu yönündeki değerlendirmeleri etkilemese de gönlümüzün ve aklımızın gör dediğini söylemekten de geri durmamak gerekirdi.

Son olarak Adalet Yürüyüşü siyasi ve toplumsal hayatımızı sarsmış, üzerimizdeki “ölü toprağını” atmış ve en önemlisi demokrasi, özgürlük alanında umutlarımızı tazeleyen bir etki yaratmıştır.

Şimdi CHP liderinin bu toplumsal dalgayı arkasına alarak yerel ve genel seçimler ile cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmaya odaklanması gerekiyor.

Bunun için diğer siyasi ve toplumsal çevrelerle çok geniş bir siyasi mutabakat zeminini oluşturmak ve bu zemini bir siyasi manifesto üzerinde uzlaştırarak ülkeyi bu karanlık günlerden çıkarmanın yollarını bulması gerekiyor.

Örneğin; OHAL’in hemen kaldırılması. Tüm milletvekillerinin serbest bırakılması. Gazeteci,akademisyen ve bilim adamlarına özgürlük ve KHK mağdurlarının haklarının iade edilmesi gibi kısa vadede adımlar atılmasının yanı sıra orta ve uzun vadede;

1. Hukuk devleti ve özgürlükleri güvence altına alan demokratik sivil bir anayasa sürecini başlatmak ve başarmak.

2.Kürt sorunun çözümünü bölge siyasetiyle birlikte geçmişte yaşanan olumsuzluklardan ders çıkararak yeniden başlatmak.

3.Uluslararası ve Ortadoğu’da karşılıklı çıkara dayalı iyi komşuluk ilişkilerinin yeniden yaratılmasını sağlamak.

4.AB ile gerginliğin kaldırılması ve müzakerelerin önündeki sorunların karşılıklı yapıcı adımlar atılarak aşılması ve müzakere sürecine yeniden dönülmesi için karşılıklı çabaları arttırmak.

5.Ekonomi de yapısal sorunların aşılması için güçlü bir reforma gitmek.

Bu çerçevede bir Türkiye hedeflemek ve kazanmak için çok daha geniş bir toplumsal ve siyasi zemin yaratılması gerçeğini anlamak, anlatmak ve başarmak gerekiyor.


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.