TÜİK'in 'yeni hesabı' çarşıya uymadı!

TÜİK'in hesaplama yöntemini değiştirmesine yönelik tepkiler sürüyor. Ekonomide üçüncü çeyrek daralmayı yeni hesapla yüzde 1.8 olarak duyuran TÜİK, eleştiriler üzerine yaptığı revizyonda bu kez daralmayı yüzde 2.7 olarak duyurmuştu. Profesör Fatih Özatay, sanayi üretim endeksi rakamlarında da yaşanan tartışmayı köşesine taşıdı.
sanayi1

DUVAR – Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), bu yılın üçüncü çeyreğinden itibaren hesaplama yöntemini değiştirmesi, “Yeni hesaplamaya göre açıklanan veriler ne kadar objektif ve gerçek istatistiki verileri yansıtıyor?” eleştirilerine neden oldu. Kurum, aralık ayı başında yaptığı açıklamada, büyüme hesaplamalarında revizyon yapıldığını açıkladı. Gerekçe olarak da, hesaplama sisteminin, ‘yapısal ekonomik değişikliklerle bağlantıyı sürdürmek için değiştirilmesi gerektiği’ savı gösterildi.

TÜİK’in 12 Aralık’ta yayınladığı Üçüncü Çeyrek Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) rakamları, yeni hesaplama sistemine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. TÜİK’in yeni hesaplamasına göre, “Türkiye’de kişi başı gelir 9 bin 130 dolardan 11 bin 14 dolara çıktı. Üçüncü çeyrekte ekonomideki daralma ise yüzde 1.8” olarak gerçekleşti. Son dört yılda ise GSYH artışı ortalamada yüzde 3,3’ten 6,1’e yükseltildi.

Tartışmaların ardından TÜİK aralık ayı sonunda GSYH verilerinde revizyona gitti. TÜİK bu kez, büyüme verileri içerisinde olması gereken ‘mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış’ (düzeltilmiş) verisini yayımladı. Bu hesaba göre Türkiye ekonomisinin yüzde 1.8 değil, yüzde 2.7 daraldığı ortaya çıktı. Aynı şekilde ikinci çeyrekte de yüzde 3.1’lik büyümeyi TÜİK yüzde 4.5’e revize ederken, düzeltilmiş veri gerçek büyümenin sadece yüzde 1.1 olduğunu ortaya koydu.

SANAYİ ÜRETİM ENDEKSİ VERİLERİ DE TARTIŞMALI

TÜİK’in yeni hesaplama yöntemine göre pazartesi günü açıkladığı sanayi üretim endeksi de benzer tartışmalara neden oldu. Ekonomist Profesör Fatih Özatay’ın, Dünya gazetesinde kaleme aldığı, sanayi hesaplamasına ilişkin analizinin bir bölümü şöyle:

tablo2
“Normal koşullar altında” sanayi üretim endeksi önemli bir veri; gelişmişlerde de bizim gibi ülkelerde de. Hem ekonominin önemli bir kesiminde ne olup bittiğini yansıtıyor hem de GSYH serilerinden daha güncel. Mesela Türkiye’de 2016 yılının son çeyreğinde GSYH’nin nasıl şekillendiğini ancak mart ayının sonunda öğreneceğiz. Oysa şu anda kasım ayı sanayi üretimini “biliyoruz”.

Dikkat ederseniz “hem normal koşullar altında” dedim hem de “biliyoruz” sözcüğünü tırnak içine aldım. Grafiğe bakılınca neden böyle yaptığım açık biçimde ortaya çıkacak. Şu: Yeni GSYH’nin sanayi katma değeri alt kalemi sanayide olan biteni (yani gerçeği) yansıtıyorsa pazartesi açıklanan ve üzerinde bayağı yorum yapılan sanayi üretim endeksi verisi gerçeği yansıtmıyor. Ya da bu söylediğimin tersi geçerli.

Grafikte hem eski hem de yeni sanayi katma değeri verilerinin gelişimi ile sanayi üretim endeksinin hareketleri gösteriliyor (Yeni GSYH serisi ile uyumlu olacak biçimde diğer iki seriyi de 2009’un toplamı 100’e eşit olacak şekilde düzenledim. Bütün veriler üçer aylık ve her gözlem son dört çeyreğin ortalamasını yansıtıyor). Grafikte üç değişken olduğunu belirttim yukarıda. Hayır, bir yazım hatası yok. Gerçekten de üç değişken var. Ama ne var ki sanayi üretim endeksi ile eski sanayi katma değeri birbirlerine neredeyse çakışıklar; o nedenle ayırt edilemiyorlar ve grafikte sadece iki değişken varmış gibi bir izlenim ortaya çıkıyor. Oysa yeni sanayi katma değeri diğer ikisine fark atmış; alıp başını gitmiş. Yeni GSYH verisinin sağlıklı hesaplandığını kabul ediyorsak bu durumda mevcut sanayi üretim endeksini çöpe atmamız gerekiyor. Kısacası, yeni sanayi üretim endeksine ihtiyacımız var. Yok, sanayi üretim endeksinden eminsek o zaman da yeni sanayi katma değeri hesabını gözden geçirmeliyiz…

Bunun ötesinde şunu sormak hakkımız: TÜİK ne yapıyor? Madem GSYH verilerini yeniden hesaplıyor; neden bu hesaplama sürecine paralel biçimde yeni bir sanayi üretim endeksi çalışması yapıp eş zamanlı yayınlamıyor?…

Asıl önemlisi de şu: Türkiye çok zor günlerden geçiyor. Türkiye ekonomisi de. Bu kadar zor günlerde verilerdeki belirsizliği, daha başka bir ifadeyle de ekonomideki belirsizliği artırmaktan kaçınmak herkesin görevi olmalı. Verilerin kalitesini artırma iyi niyeti elbette güzel de, çok özenli olmak gerekiyor, hele böyle bir ortamda.